Faşizmin Yeniden Biçimlenmesi. Kriz Devleti, Hegemonya ve Türkiye
Faşizmin Yeniden Biçimlenmesi. Kriz Devleti, Hegemonya ve Türkiye
Kriz Kapitalizmi ve Devlet
21. yüzyılda siyasal rejimlerin yönelimi, artık klasik “demokrasi–diktatörlük” ikiliğiyle açıklanamayacak bir dönüşüme işaret etmektedir. Belirleyici olan, kapitalizmin yapısal krizlerinin devlet formunu nasıl yeniden kurduğudur.
Kapitalist üretim tarzı, sermaye birikiminin sürekliliği ile emek gücünün sömürüsü arasındaki çelişki üzerine kurulu olduğundan, krizler istisna değil sistemin içsel işleyiş biçimidir. Finansallaşmanın derinleşmesi, güvencesiz emek rejimlerinin yaygınlaşması ve küresel eşitsizliklerin büyümesi, devletin müdahale kapasitesini genişleten yeni bir siyasal moment üretmiştir.
Bu momentte devlet, “tarafsız hakem” değil, sınıf ilişkilerinin yoğunlaşmış maddi biçimidir. Kriz dönemlerinde siyasal iktidar, ekonomik yeniden yapılanma ile toplumsal muhalefetin bastırılmasını eşzamanlı yürütür. Ortaya çıkan form, geçici bir sapma değil; kapitalist devletin kriz koşullarında aldığı süreklileşmiş bir yeniden yapılanmadır.
Hegemonya ve Rıza
Bu dönüşüm yalnızca baskı aygıtlarının genişlemesiyle değil, rıza üretiminin yeniden örgütlenmesiyle tamamlanır. Hegemonya bu anlamda yalnızca ideolojik bir üst yapı değil, devletin maddi işleyişinin kurucu bileşenidir.
Egemen sınıf, kendi dünya görüşünü toplumsal norm haline getirirken; eğitim, medya, kültür endüstrisi ve dijital platformlar aracılığıyla süreklileşmiş bir rıza üretim mekanizması kurar. Bu mekanizma, sınıfsal çelişkilerin görünmez kılınmasına ve toplumsal bölünmelerin yeniden üretilmesine dayanır.
Göçmen karşıtlığı, milliyetçilik ve kültürel düşmanlaştırma politikaları bu bağlamda rastlantısal değil; emekçi sınıfların ortaklaşmasını engelleyen işlevsel araçlardır. Irkçılık ve ayrımcılık, kriz yönetiminin ideolojik değil, doğrudan yapısal bileşenleridir.
Bu çerçevede faşizm, tarihsel olarak sabit bir rejim biçiminden ziyade, kriz koşullarında devletin zor aygıtları ile rıza üretim mekanizmalarının yoğun biçimde iç içe geçtiği bir siyasal yoğunlaşma eğilimidir. Seçimlerin biçimsel olarak sürdüğü, parlamentonun varlığını koruduğu durumlarda dahi, sınıf antagonizmasının bastırılması temel işlev olarak belirleyici hale gelir. Bu nedenle faşizan moment, yalnızca “rejim tipi” değil, devletin kriz yönetim kapasitesinin belirli bir eşiğidir.
Türkiye’de Kriz Rejimi
Türkiye, bu küresel dönüşümün yoğunlaştığı özgül bir örnek olarak ele alınmalıdır. Siyasal rejim, seçim mekanizmasını ortadan kaldırmadan; ancak siyasal rekabetin maddi koşullarını sistematik biçimde aşındırarak işlemektedir. Yargı, medya ve bürokrasi arasındaki sınırların giderek geçirgenleşmesi, devlet aygıtını sermaye ilişkileriyle daha doğrudan eklemlemektedir.
Son dönemde, farklı siyasal aktörlere ve özellikle muhalefet partilerine bağlı belediyelere yönelik yürütülen soruşturma ve operasyon dalgalarının yeniden yoğunlaşması, bu eğilimin güncel bir göstergesi olarak okunmalıdır. Bu süreçlerde çok sayıda yerel yönetici ve çalışan hakkında gözaltı ve tutuklama kararları alınması, siyasal rekabet alanının giderek yargısal mekanizmalar üzerinden yeniden düzenlendiğine işaret etmektedir.
Bu yapının en belirgin sonucu, toplumsal muhalefetin farklı biçimlerinin ortak bir güvenlik çerçevesi içinde kriminalize edilmesidir. Sendikal örgütlenmeler, işçi eylemleri, çevresel direnişler ve yerel siyasal temsil mekanizmaları giderek “güvenlik sorunu” kategorisi içinde yeniden tanımlanmaktadır.
Bu yönelim yalnızca üretim alanıyla sınırlı değildir. Bilginin üretimi ve dolaşımı da doğrudan siyasal denetimin konusu haline gelmektedir. Dezenformasyon rejimi, ceza hukuku düzenlemeleri ve kamusal alanda ifade özgürlüğüne yönelik genişleyen sınırlamalar, gazeteciliği kamusal denetim işlevinden kopararak cezai risk alanına doğru itmektedir.
Bu çerçevede medya çalışanları, sendikal faaliyet yürüten emekçiler, çevre hareketleri içinde yer alan aktörler ve sosyalist siyasal yapılar, parçalı fakat sistematik bir baskı rejiminin farklı hedefleri olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durum, tekil vakaların toplamı değil; siyasal alanın yeniden yapılandırılmasına yönelik bütünlüklü bir devlet pratiğidir.
Algı Rejimi
Bu baskı yalnızca doğrudan zor aygıtlarıyla sınırlı değildir; aynı zamanda algının örgütlenmesiyle tamamlanır. Modern otoriterlik, medya düzeni, dijital platformlar ve kültürel üretim alanları üzerinden kurulan yönlendirme kapasitesiyle işler.
Dikkat ekonomisi, siyasal alanın temel yönetim mekanizmalarından biri haline gelmiştir. Toplumsal dikkat parçalanan, hızlandırılan ve sürekli yeniden yönlendirilen bir kaynak olarak işlev görmektedir. Gündem, yapay krizler ve kesintisiz içerik akışlarıyla yeniden kurulurken; sınıfsal çelişkiler görünmezleşmekte, kolektif siyasal bilinç parçalı bir deneyime indirgenmektedir.
Algoritmik görünürlük rejimi, hangi olayların kamusallaşacağını ve hangi çelişkilerin bastırılacağını belirleyen yeni bir hegemonik filtre işlevi görmektedir. Bu nedenle siyasal mücadele yalnızca kurumlar düzeyinde değil, aynı zamanda algı üretim mekanizmaları düzeyinde de yürütülmektedir.
Kırılma ve Örgütlenme
Ortaya çıkan siyasal form, klasik anlamda dar anlamlı bir “otoriterleşme” değil; demokratik kurumların biçimsel varlığını koruyarak içeriden dönüştürüldüğü bir kriz devletidir. Bu nedenle temel mesele, yalnızca siyasal iktidarın kimde olduğu değil, hangi sınıfsal ilişkiler üzerinden yeniden üretildiğidir.
Parlamentolar, seçimler ve hukuk sistemi biçimsel olarak varlığını sürdürse de, giderek sermaye birikiminin sürekliliğini güvence altına alan mekanizmalara dönüşmektedir.
Bu koşullarda tarihsel yönelim açıktır: parçalanmış emek gücünün yeniden birleştirilmesi, sınıf temelli dayanışmanın güçlendirilmesi, baskı ile ekonomik sömürü arasındaki bağın görünür kılınması ve uluslararası dayanışma ağlarının geliştirilmesi.
Yaşanan süreç, kendiliğinden çözülecek bir kriz değil; yönü toplumsal mücadele tarafından belirlenecek bir tarihsel kırılmadır. Bu nedenle temel görev, mevcut durumu doğru kavramsallaştırmakla sınırlı değildir; bu kavrayışı örgütlü bir siyasal hatta dönüştürmektir
Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.







263416437.webp)



262212379.webp)









250235831.webp)
253526889.webp)




243429794.webp)
241725935.webp)











240907348.webp)





































250010549.webp)





252534979.webp)





251934370.webp)































