
Kapitalist Çürüme ve Devrimci Program İhtiyacı
Kapitalist Çürüme ve Devrimci Program İhtiyacı
Türkiye’de Çoklu Krizler ve Birleşik Mücadele Üzerine
Türkiye ve dünya, kapitalizmin derinleşen krizlerinin sarsıntıları altında yaşıyor. Ekonomiden siyasete, toplumsal yaşamdan ekolojiye kadar her alanda kendini gösteren bu çoklu krizler, yalnızca geçici bir duraksama değil, sistemin tarihsel sınırlarına dayandığının ifadesidir. Bir yanda savaşlar, borç batağı ve işsizlik; diğer yanda kadınlara yönelik şiddet, gençliğin belirsizliği ve doğanın tahribatı…
Bütün bu tablo, kapitalizmin mevcut yapısının toplumsal yaşam üzerindeki baskısını ortaya koymaktadır. İşte bu koşullar altında sosyalist hareketin önünde duran görev, krizin çok yönlü sonuçlarını birbirinden kopuk başlıklar olarak değil, devrimci bir programın bütünleştirici ekseni etrafında kavramak ve birleşik bir mücadele hattı örmektir.
Kapitalizmin Krizleri
Kapitalizmin bugünkü aşaması, yalnızca ekonomik dalgalanmalarla değil, aynı zamanda sistemin bütünsel meşruiyet kaybıyla tanımlanıyor. Finansal balonlardan jeopolitik savaşlara, ekolojik yıkımdan toplumsal yabancılaşmaya kadar birbirini besleyen krizler, sistemin artık yönetilemez bir niteliğe büründüğünü gösteriyor.
Ukrayna savaşıyla derinleşen enerji ve gıda fiyatlarındaki küresel artış, Latin Amerika’da ardı ardına gelen grev dalgaları, Avrupa’da kamu hizmetlerinin özelleştirilmesine karşı yükselen direnişler, yalnızca bölgesel çalkantılar değil; kapitalizmin tarihsel bunalımının güncel tezahürleridir.
Pandemi sürecinde devletlerin “piyasayı kurtarma” adına sınırsız kaynak seferber etmesi, şimdi dünya genelinde borç krizlerini ve kemer sıkma politikalarını doğurmuştur. Bu döngü, Marx’ın işaret ettiği üzere, sermayenin kendi çelişkilerini sürekli yeniden üretme zorunluluğunun tarihsel ifadesidir.
Türkiye ise bu küresel tablonun kırılgan halkaların başındaki ülkelerden biridir. Asgari ücretin açlık sınırının altında kalması, milyonlarca emekçinin yoksulluğa maruz kalması, emeklilerin yaşam mücadelesini sınırlı kaynaklarla sürdürmek zorunda bırakılması yalnızca ekonomik değil, politik bir tercihin sonucudur.
Kur Korumalı Mevduat uygulaması, işçilerin yarattığı artı-değerin doğrudan sermayeye aktarılmasının güncel bir örneğidir. Devletin asli görevi, yurttaşlarını korumak değil, krizi sermaye lehine yönetmek olmuştur. Türkiye kapitalizmi, küresel sistemin krizlerini kendi tarihsel yapısal sorunlarıyla birleştirerek toplumun tüm alanlarına sirayet eden bir çürüme ile toplumsal bir bataklık yaratmıştır.
Mücadele Dinamikleri
Çoklu krizler yalnızca yıkım yaratmakla kalmıyor, aynı zamanda toplumsal muhalefeti besleyen dinamikleri de ortaya çıkarıyor:
İşçiler
Yoksulluk, güvencesizlik ve borçluluk, milyonların ortak deneyimine dönüşmüş durumda. Grevler, direnişler ve iş bırakma eylemleri giderek yaygınlaşıyor. Bu potansiyelin devrimci bir hatta örgütlenmesi için sendikal bürokrasinin etkisi sınırlanmalı ve esnek, tabandan yükselen örgütlenme biçimleri inşa edilmelidir.
Kadınlar
Kadınlara yönelik şiddet, yalnızca bireysel suçlar olarak değerlendirilmemelidir; kapitalizmin patriyarkal örgütlenişinin somut ürünleridir. Bu şiddet toplumun her sınıfını ve kesimini etkilemektedir. Kadınların öz örgütlülüğü, toplumsal dönüşüm ve kurtuluş mücadelesinin merkezinde yer almaktadır.
Gençlik
Üniversite harçlarının artışı, burs yetersizliği ve geleceksizlik duygusu, gençliği sistemden koparan temel faktörlerdir. Parasız, bilimsel, laik ve anadilinde eğitim talebi, yalnızca demokratik bir hak değil; kapitalist yeniden üretim mekanizmalarına karşı önemli bir müdahale hattıdır.
Ekoloji
Orman yangınları, maden talanları ve seller, ekolojik yıkımın emekçilerin yaşamını doğrudan etkilediğini göstermektedir. Ekoloji mücadelesi, yalnızca çevrecilik düzeyinde kalmamalı; sınıfsal bir perspektifle kapitalizmin kâr mantığını hedef almalıdır.
Sendikalar ve Birlik
Sendikal bürokrasi, kriz dönemlerinde işçilerin yükünü hafifletmek yerine, sermaye ve devlet çıkarlarını koruyan bir işlev görmektedir. Hakem Kurulu sürecinde Memur-Sen ve Kamu-Sen’in tutumu, işçi haklarının yalnızca sembolik düzeyde savunulabildiğini göstermiştir.
Bu durum, sendikal bürokrasinin yönetimle uyumlu bir araç olarak işlev gördüğünü ve işçi sınıfının bağımsız mücadele kapasitesini sınırladığını ortaya koymaktadır. Sosyalist hareket açısından çıkarılacak ders açıktır: yalnızca ideolojik söylemler veya yüzeysel ittifaklar üzerinden bir birlik inşa etmek mümkün değildir.
Gerçek birlik, işçi sınıfı merkezli bir örgütlenme modeli üzerinden, kadınların, gençlerin, Kürt halkının, göçmen işçilerin ve ekoloji hareketinin taleplerini bütünleştirecek bir program etrafında kurulmalıdır.
Sendikal bürokrasinin sınırlarını aşmak için tabandan gelen inisiyatiflerin güçlendirilmesi şarttır. Fabrikalarda kurulacak taban komiteleri işçilerin ihtiyaçlarını doğrudan gündeme taşıyacak, üniversitelerde ve gençlik örgütlerinde oluşturulacak benzer inisiyatifler gençlerin taleplerini görünür kılacaktır.
Stratejik Yönelim
Sosyalist hareketin tarihsel görevi, refleks siyaseti aşarak gündemi belirleyen bir özneye dönüşmektir. Bunun yolu, birleşik mücadelenin somut zeminlerini yaratmaktan geçmektedir.
Bu stratejik yönelim şu başlıklar altında somutlaşır
Yerel ağların inşası Mahallelerden fabrikalara, üniversitelerden sendikalara uzanan yatay ve taban odaklı örgütlenmeler, devlet baskısına karşı dayanıklılığı artıracak ve hareketin köklerini derinleştirecektir.
Sürekliliği olan kampanyalar Barınma, ücret, eğitim, kadın özgürlüğü veya ekolojik yıkım gibi başlıklarda sürekli ve birleşik kampanyalar, farklı toplumsal kesimlerin ortaklaşmasını sağlar.
İdeolojik berraklık Gerçek birlik, yalnızca yan yana gelmek değil; kapitalizme, patriyarkaya, emperyalizme ve doğa talanına karşı açık bir program etrafında bütünleşmekle mümkündür.
İşçi sınıfı merkezli bütünleşme Kadınların, gençlerin, Kürt halkının, göçmen işçiler ve ekoloji hareketinin taleplerinin işçi sınıfı mücadelesiyle bütünleşmesi, birleşik mücadelenin devrimci karakterini güçlendirir.
Sonuç
Türkiye’de kapitalizmin çoklu krizleri, ekonomik, sosyal ve ekolojik alanlarda bütünsel bir çürüme yaratmaktadır. Bu durum, emekçilerin yaşam koşullarını zorlaştırırken, kadınların özgürlük mücadelesini, gençlerin geleceğini ve doğanın varlığını doğrudan etkilemektedir.
Sosyalist hareketin tarihsel görevi, krizlere yalnızca tepki vermek değil; kurucu ve dönüştürücü bir perspektifle yaklaşmaktır. Gerçek birleşik mücadele, farklı toplumsal kesimleri bir araya getirerek ortak bir devrimci program etrafında bütünleştirmeyi hedeflemelidir.
İşçi sınıfı merkezli; kadın, gençlik, ezilen halklar, göçmen işçiler ve ekoloji hareketini kapsayan bir hat, kapitalizme karşı en güçlü alternatifin temelini oluşturur.
Böylesi bir birleşik mücadele, sadece güncel krizlerin olumsuz etkilerini sınırlamakla kalmayacak; aynı zamanda sömürüden, eşitsizlikten ve yıkımdan arınmış bir toplumsal düzenin inşasına zemin hazırlayacaktır. Türkiye’de sosyalist hareketin varoluş koşulu, tam da bu stratejik yönelime bağlıdır.
Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.