Güneşten Şüphen Yok
Güneşten Şüphen Yok
Hiç haz etmediğim fakat çok sık duyduğum bir söylem var: Bu halk ile bir şey yapılmaz. Peki bu sözü sarf eden kimselerin “iğrendiği” sınıfla bir muhabbeti var mı? derseniz, elbette yok. Rafına iki kitap ekleyen; önce yüksek farkındalık sahibi oluyor, sonra yurdum insanını hor görüyor. Bu da tabii orta sınıfımızın, burjuva aydını merakından geliyor. Baktıkları yerde halkı anlayan ve kollayan bir figür göremedikleri için, taklit ederken de yansıtamıyorlar.
Bir insanın derdi uzaktan seyrederek anlaşılamaz. Onu merak ediyorsan, halini sorman icap eder. Toplumu anlamak da böyle. Kişi, kendini bulunduğu topluluğun dışında konumlandırdığında, yalnızlığını yücelterek kalabalıklardan öte durduğunda, gerçekleri bilmekten mahrum kalır. Sorunları çözmek yönünde adımlar atılamaz, şikayet eden pozisyona düşülür.
“El elin eşeğini türkü çağırarak ararmış”
Saltanattan zor bela kurtuldu bu topraklar. Devamında yıllarca sağcı-gerici iktidarların elinde kaldı. Fakat bugün halk seçme, seçilme hakkına sımsıkı sarılıyor. Barışı istiyor. Bu kadar ileri refleksler geliştirilebilmiş ve bunlara sımsıkı sarılma durumu var. Makineli üretime, teknolojiye, bilime ne kadar geç kalınmış olunsa da bugün bir fabrikadaki işçi en gelişkin aletleri kullanıyor ve o fabrikalar üretimlerini sürdürüyor. Kadınlar hayatları hakkında söz söylemekten geri durmuyor. Bunlar elbette gökten inmiş bir farkındalık ile olmadı. İyi örnekler vardı. Mahir’ler, Deniz’ler, İbrahim’ler ve daha birçokları “daha da ileri, en ileri” dediler. Sınıfa bilinci taşımayı daima görev edindiler. Ve bu halk bir çok şeyi başarmış oldu. Başarmaya da devam edecektir. Tüm bunları ele aldığımızda “Bu halk ile bir şey yapılmaz.” söylemi koftur, yılgınlığın tınısıdır.
Pazar yerleri tezgahlar kalktıktan sonra doluyor. Anneler market önü çöp konteynerlerinde yiyecek arıyor. Kursaktan geçecek her lokmanın hesabı yapılıyor. Üst baş alınsın diye kredi çekiliyor. Bir kuşak önce kötü halli de olsa ev alınabiliyormuş, şimdi emekliler pansiyonlarda gün sayıyor. AKP savaşın hayalini kurarken halkın ahvali işte böyle. Bu hal ülkenin tamamına sirayet etmiş durumda. Çünkü yokluk her sofrada boy gösteriyor.
Yani oturduğu yerden ahkam kesmek kimseye düşmez. Halkın hareketsizliğinden şikayet eden örgütsüzler, önce kendileri örgütlenmeli. Harekete geçirmek üzere sosyalizm bilincini kitlelere taşımalı.
Gelgelelim sosyalizme bağlı olanlar da var, hep de olacak. Her şeye ve herkese rağmen var olacaklar. Maksim Gorki’nin “Çocukluğum” isimli kitabında ana karakter ilk defa haksızlığa uğruyor ve bunun üzerine şöyle bir cümle geçiyor, “O günden sonra tedirgin edici bir dikkat gelişti bende insanlara karşı; benimle ilgili olsun olmasın her türlü acı, aşağılanma karşısında duyarsız kalamıyordum, sanki yüreğimin derisi soyuluyordu.”. Bir sosyalist içinde durum tam olarak böyledir. Çelişkiyi görüp, bir başka ihtimalin hayalini kurduğunuzda köşenizde öylece oturamazsınız. Buna ters düşen her şey sizde müthiş bir öfke uyandırır. Onun için halkı alaya almak bir kenarı dursun, onun aleyhine yapılan her hareketin karşısında dimdik pozisyon alırsınız.
2026’nın ilk üç ayını geride bıraktık. Ne yazık ki geçen günler Türkiye işçi sınıfına bir tek yokluk verdi. Asgari ücretlilerin açlık sınırının altında başlayan ücreti her gün eriyor. Yılgınlıktan sıyrılmak isteyen ama nereden başlayacağını bilemeyenler için asgari ücretlilerin mücadelesi bir kapıdır. Asgari ücretli, mühendisten, memurdan, beyaz yakalıdan, market çalışanından, metal işçisinden ve birçoklarından daha hazin durumda. Ve onun durumu diğer katmanları da etkiliyor. O hem ele güne karşı yapayalnız hem kendi toprağında dahi suyu en az içen çiçek.
“Daha nemi kaldı?”
Acılar mukayese edilmez derler. Halbuki sırtı pek olan ile sırtı çıplak olanın boynu aynı bükülmüyorsa, mukayese yolu açıktır. Güzel ve güneşli günleri istiyorsak, yola çıkmak zorundayız. Mukayese etmek zorundayız, çünkü dikkatle ve adım adım ilerlersek mutlaka başaracağız. Asgari ücretlinin örgütlenmesi, kuvvetlenmesi, diğer kesimleri sırasıyla etkileyecektir. Ve elbette sadece onun değil, bütün bir işçi sınıfının mücadelesini yürüteceğiz.
Sosyalizme ikna olan kişi, her işçinin bir başına çok yetenekli olduğunu da, tüm ürünlerin bu yeteneklerin birleşiminden doğduğunu da bilir. Onun için “Ben sosyalistim…” denilerek başlanan cümleler, “Halka güvenmiyorum” sözleriyle son bulamaz. Hayatı her gün yeniden var eden eller, sistemi de yeniden var edebilecek tek seçenektir. O yüzden bu düzen değişecek ise ancak bu halkla olur. Geceye ve suskunluğa kapılmanın manası yok, çünkü güneşten şüphe edilmez
Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.












241534546.webp)





245950176.webp)




243859717.webp)


240459470.webp)









253426919.webp)











255437302.webp)










230903555.webp)







234218485.webp)


231323595.webp)



















222511212.webp)




























