
Öznesi Olmaktan Gurur Duyuyoruz
19 Mart öğlen vakitlerinde bir gerçek tüm ülkeyi sardı. Hukuksuzluklara geçit vermeyecek gençler Beyazıt’ın sokaklarında barikatları yıktı geçti. O iradenin varlığıdır bugün hala demokrasi mücadelesini ayakta tutan. Bir umut varsa diploma iptali kararına ilişkin gecesinde eylem çağrısı yapıp, binlerce genci bir araya getirenlerdedir. Bu çağrıyı duyunca kolları sıvayıp mücadele meydanlarında buluşan binlerce gençtir umut.
Tüm demokrasi sevdalısı halk bağrına bastı gençleri. Bu saatten sonra kimse “Gençlik ses çıkarmıyor” diyemez. Yıllardır beklenen olmuş, silkinip kalkmıştır gençlik ayağa. Çünkü şu gerçeğin farkındayız. Milyonların iradesi gasp ediliyorsa eğer, ilk yola düşen bizler olmalıyız. En önde yürümeliydik. Ve bunu layıkıyla yerine getirdik.
19 Mart günü Beyazıt’ta yaptığımız yürüyüş tüm kesimlere büyük motivasyon verdi. İşte bu motivasyonu yaratan iradenin tesadüfen, kendiliğinden ortaya çıkmadığını anlatmak istiyorum sizlere. 18 Mart akşam üzeri İmamoğlu’nun diplomasının İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu tarafından hukuksuzca iptal edildiğini öğrendik. Üniversitenin aldığı bu karar, sadece üniversitelerin ne kadar antidemokratik olduğunu gösteren bir karar değildi. Mevcut rejimin ülke demokrasini nasıl ortadan kaldırmak istediğini alenen görüyorduk. Siyasi iktidar karşısında aday olacak kişiyi bile kendisi belirlemek istiyor artık. Ülkemizde demokrasi hiçbir zaman muhteşem değildi belki, ama bu düzeyde bir politika yürütmeye hiçbir zaman rastlanmadı. İşte gençler olarak diploma iptali kararıyla beraber mevcut rejimi tartışmaya açtık. Sabahında ise eyleme gitmeden İmamoğlu’na yönelik gözaltı kararıyla tüm öngörülerimiz doğrulanmış oldu.
Anlatmak istediğim, o yürüyüş tesadüfen ortaya çıkmadı. O barikat bir anda yıkılmadı. Diploma iptali kararı anından itibaren saatler içerisinde değerlendirmelerde bulunduk. Gençler olarak rejimin bu politikalarına müdahele etmediğimizde ülke demokrasisi için çok ciddi sorunların ardı arkasının kesilmeyeceğini fark ettik. O açıdan o eylemleri var eden ülkenin demokrasi sorununa karşı akıl yürütüp örgütlü demokrasiyi savunan, refleks gösterip harekete geçen ve bu soruna karşı ilaç arayan odaklanmış sosyalist gençlik örgütleridir.
Ve yaptığımız çağrıya kulak veren, "Ben de bu mücadelenin parçasıyım" diyen binlerce sıra arkadaşımızdır. Milyonların ne vakit sokağa çıkacağını, siyasal gücünü ortaya koyacağını çok önceden bilemeyiz belki ama her bir adımımızda, her bir siyasal değerlendirmemizde buna göre hareket ederiz.
19 Mart günü Genç Feministler Federasyonu Girişimi’nin dernek açılışı vardı. Aylardır o güne hazırlanıyorduk. Ülkedeki yıkıcı, kritik gündemden dolayı dernek açılışımızı direkt ertelemeye karar verdik. Şu gerçekle baş başayız çünkü: Demokrasi bu kadar kolay çiğneniyorsa, hukuk ayaklar altındaysa ülkemizde bizlerin dernek açabileceğinin hiçbir zaman garantisi yoktur. Bu haklarımız, gasp edilmeye çok açıktır. O yüzden şimdi, yıllardır perçinlenen demokrasiye sahip çıkma, gençliğin sesini yükseltmesi vaktidir.
19 Mart’tan bugüne onlarca üniversitede eylemler oldu. Saraçhaneye üniversiteliler olarak hep beraber yürüdük. Bu mücadele toplumun birçok farklı kesiminden genci, insanı bir araya getirdi. İşte bu özelliğiyle de akla ilk “Gezi”yi getirdi. Gezi’ye benzer görüntüler çıktı ortaya. Farklılıklarını gösteren görüntüler de. Ama tüm bunların yanında en önemli gerçek toplumun farklı kesimleri ortak bir sorunun çözümü için bir araya geldi. Böyle olması kritiktir zaten. Böyle olması umut ışığı yakar. Çünkü bizim tek adamın karşısında yaratabileceğimiz en büyük güç bir araya gelip tek yürek olmaktır. Tek yürek olduysak, durmadan devam etmeliyiz.
Gençlik olarak üniversite eylemleri dışında bu süreçte tüm muhalefete yine örnek olan bir karar aldık. Üniversitelerde aldığımız “akademik boykot” kararıyla “ders yok, direniş var” demiş olduk. Ülke yangın yeriyken, alenen tüm demokratik haklarımıza saldırı varken, halkın oy vereceği kişi bile iktidar tarafından yönlendirilmek istenirken her şey normalmiş gibi davranılamazdı. Davranmadık. Tüm sıra arkadaşlarımızı akademik boykota, forumlara çağırdık. Boykot kararı geniş öğrenci kesimleri tarafından çok sahiplenildi. Gençler bir gün gelip ertesi gün “gelmiyoruz” demediler. Sistematik ve sürekli olarak bir araya gelişler sürdü. “Tek gün gelirsem yeter” diye düşünülmedi. Ertesi gün arkadaşını koluna takarak gelindi. İşte bu da bizlere gençliğin macera aradığı için değil, demokrasi sorununu kökten çözmek istediği için bir araya geldiğini gösterir. Maceraperest değiliz. Demokrasi sorununun çözümünde en önemli öznesiyiz.
Nitekim bu gerçeğin farkına varan siyasi iktidar yargı sopasını devreye soktu. Gözaltılar ve tutuklamalarla gençliği mücadeleden uzaklaştırmayı denedi. Topluma dönüp “suç işliyorlar” demek istedi. Ama işte artık bu taktiğin işlemeyeceğini gördük. Çünkü meşruiyetini kaybetmiş AKP hükümetinin karşısında milyonların örnek aldığı gayet meşru bir gençlik mücadelesi var. Bugün İstanbul’da 301 sıra arkadaşımız hapishanede. Herkes onların mücadelesinin ne kadar görkemli olduğunun farkında. Ve siyasi iktidarın devlet aygıtlarını kullanarak engellemeye çalıştığı mücadelemiz kriminalize edilemeyecek düzeydedir. Milyonların, geleceğimizin mücadelesidir.
Mert yoldaşım İzmir'den hapishaneden gönderdiği mektupta şöyle demiş:
“Bir tarih yazılacaksa eğer, bugün yazılacaksa o da,
Öznesi olmaktan gurur duyuyoruz.”
İşte bu siyasal kararla, iradeyle yola çıktık. Yürümeye devam edeceğiz.
Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.