
Kolayına Kaçmadan
Emekçi Hareket Partisi ve onun tutkulu neferleri olarak, Ekonomi ve Demokrasi Çadırları’nda yakın dönemin görülmemiş bir politik canlılığına tanıklık ediyoruz. Yine görülmemiş düzeyde bir sosyolojik deney, bu şehir meydanı ve caddeleri laboratuvarında ilmek ilmek işleniyor.
Yepyeni üyelerimiz, yoldaşlarımız memleketin en esaslı, en can yakıcı problemlerine karşı somut ve güncel çözümlerimizi anlatıyorlar. Sapla samanı ayırt eden, güncel mesele ve sorunlara basit ama basit olduğu kadar da derinlikli yanıtlar öneren Çözüm Planımız; asgari ücretlilerle, emeklilerle, bakanların iktisadi yorumlarında adı geçmeyen ama bu pastayı, milli geliri, bütün değeri alın teriyle, göz nuruyla, kafa patlarak üreten esas unsurla, işçi sınıfıyla buluşuyor.
Bir tohum filizleniyor.
Sol popülizmin bütün temel tezleri bir kez daha çökmüş durumda. Hayır, orta sınıfa yönelmek zorunlu değildir. Hayır, siyaset yapmak için önce güçlü olmak gerekmez. Hayır, insanları umuda kazanmak için popüler ara aşamalar önermek gerekmez.
İşçi sınıfının tam teşekküllü politik programı örgütlenebilir, canlı bir güce dönüşebilir. Parçayı değil bütünselliği esas alırsa olur, en yakıcı sorunları göz ardı etmezse olur. Kolaya kaçmadan.
İktisadi ve demokratik alanın eleştirisi, siyasetin en genel çevrimine müdahale edebilir. Orta sınıfa yönelmesine gerek yoktur. Bütün emekçiler adına refahı şart koşabilir, milli gelire göre ücreti kıstas koyabilir. Örnekleriyle anlatacağız.
Sosyalizmin prensipleri ve güncel meseleler bağlamında öne sürülen politik program; açlığa, yoksulluğa, işsizliğe, refahın olmayışına mahkum edilmiş milyonlarla buluşabilir. O milyonlar adına şimdiden meydanlarda yankılanan bu tezler, bu çözüm önerileri, işte zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi olmayanların bu canlı siyasal eleştirisi; şimdiden birkaç örnekle kanıtlanabilecek şekilde bizden olmayanı teşhir ediyor.
İktisadi alanın işçi sınıfı lehine eleştirisini yapanlar, bu kutsal sözleri yıllarca usanmadan taşıyanlar sayesindedir ki Özgür Özel emekçilere refah vadetmekten kaçınamıyor. Bu sayededir ki Kılıçdaroğlu’nun yaptığı gibi “emekçi” kelimesini söylemekten kaçınmak için kırk takla atılan bir siyasetsizlikten kurtulduk.
Bu sefer CHP de asgari ücret rakamı açıklamak zorunda kaldı. Sınıfsal konumu gereği başta milli gelire, sonra enflasyona ve memleket şartlarına göre asgari ücret şart koşamazdı. Ama kendi hesabına göre rakamı açıkladı, ve o rakamı açıklamak öyle bir çizgi çekmektir ki, bütün siyasal konumlanışları teşhir eder.
Mecliste Yeni Yol Partili bir vekil, emekli aylıklarının 35.000 lira olması gerektiğini öne sürünce AKP sıralarından kahkaha sesleri duyuldu. Ecdadımız saygısında kusur etmeyenler, bir ömür bu şehirleri inşa etmiş, bu coğrafyayı yeniden ve yeniden üretmiş emeklilerimize açlık sınırının biraz üstünde bir aylığı çok gördü. O kahkaha öyle bir siyasal teşhir ki, Bekir Bozdağ durumu fark edip kendi partili arkadaşlarının dışarı çıkmasını istedi.
Bayram ettirmez ama nefes aldırır demişti Özgür Özel 30.000 liralık asgari ücret rakamını açıklarken. Bayram edeceğimiz, emeğin tam karşılığını alacağımız günler politik programımızın ilk başta meydanlarda anlatılmasıyla gelecek.
Tutkun neferler, çadırlarda bu deneyi sürdürürken çok esaslı bir “olmazcılık”la karşılaşıyor. Çeyrek asrın kasveti, bu dalgalı orta sınıf bilinci maalesef kök salmış. Olmazcılık her şey için söylenebilir, bu manada nesnel olarak yanlışlanabilirliği yoktur. İdeolojik bir yanılgıdır ve kafası karışıklığın bir tezahürüdür.
Kafamız net olmalı, nasıl olur ve nasıl oldu’yu kanıtlamalıyız, kanıtlayabiliriz. İmamoğlu örneği ikna edici. Kimse onu kara kaşına, kara gözüne sevmedi; o refahı anımsatan bir belediyecilik ortaya koydu. Ayırmaktan uzak, kapsayıcılığı ön plana koyan bir siyaset öne sürdü. Büyük sorunlarla yanıt vermekten kaçınarak değil, izah edici örnekler vererek boğuştu.
Kazandığı seçim iptal edilince boyun eğmedi, tekrar aday oldu ve oy sayısını katlayarak kazandı. Çeyrek asır sonra garanti kazanabilecek bir cumhurbaşkanı adayı olarak yeni bir siyaset döneminin perdesini araladı.
Onun tutsaklığı döneminde mücadele meşalesini Özgür Özel devraldı, bu zor dönemlerde rüştünü defalarca ispatladı.
Onlarca örnek sayılabilir ama hiçbiri ana muhalefet partisinden verdiğimiz referans kadar hem güncel hem de etkileyici ve ikna edici olmaz.
Mansur Yavaş bir belediye etkinliğinde otobüsün üzerinden bir konuşma yapıyor. İnsanlarımızın AKP dışında bir örnek görmedikleri için karşılaştırma yapmakta zorlandıklarından dem vuruyor. Elimizde çok az sayıda güncel ve iyiyi ima eden örnek var, tohum henüz filizleniyor, bu bağlamda kanıtlama görevimiz de hiç kolay olmayacak.
Hiçbir şey olmaz değildir, ama hiçbir şey kolay da değildir. Kılıçdaroğlu gibi olamayız, siyaset zor konulara fikir belirtmeyi gerektirir ve emeklilikten sonraya ötelenemez. Teori dergilerin ara sayfalarına sıkıştırılamaz.
Bilimde devrimler yapan dahi hiç kimse haklılığına inandığı ve bildiği o buluşu yaptığında en prestijli döneminde değildi. Yapısal değişiklikler içeren hiçbir önerme, kendiliğinden devran döndürmez.
Einstein önce özel göreliliği buldu, sonra 26 yaşına girdi. 200 yıllık klasik mekanik teorisini değiştirmek başta yürek isterdi, ama o haklı olduğundan emindi. Dönmeyen devran yoktur, kanıtlayabiliriz, ama işin kolayına kaçmadan.
Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.