Post

Gençliğin İsyanı, Sokağın Biriktirdiği Güç

Gençliğin İsyanı, Sokağın Biriktirdiği Güç

Bir okulun kapısından dünyanın sokaklarına

Fransa’da öğrencilerin okul kapılarını kapatarak başlattığı protestolar, 17 Ekim 2026’da ülke genelinde düzenlenen daha geniş toplumsal gösterilerle yeni bir aşamaya ulaştı. Eğitim koşullarına yönelik itirazlar; hayat pahalılığına, kamusal hizmetlerdeki yetersizliklere ve ekonomik eşitsizliklere karşı biriken tepkiyle birleşti. Belçika, İtalya ve Portekiz’de farklı talepler etrafında gerçekleşen gösteriler de benzer sorunların Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde toplumsal ve siyasal gündemin merkezine yerleştiğini ortaya koydu.

Arnavutluk’ta yolsuzluk iddiaları ve yaşam koşullarına yönelik tepkiler etrafında gelişen protestolar da ülkenin kendi siyasal koşulları içinde değerlendirilmelidir. Bu eylemleri tek bir merkezden yönetilen ortak bir hareket olarak görmek doğru olmaz. Her ülkenin kendine özgü koşulları, talepleri ve mücadele dinamikleri var. Ancak bütün bu farklılıkların altında ortak bir sorun beliriyor: Genç kuşaklar, kendilerine vaat edilen gelecekle yaşadıkları gerçeklik arasındaki uçuruma itiraz ediyor.

Eğitim almanın, iş bulmanın, barınmanın ve bağımsız bir hayat kurmanın giderek zorlaştığı bir düzende gençlerden sürekli sabırlı olmalarını beklemek, sorunun toplumsal boyutunu görmezden gelmektir. Mesele yalnızca bugünkü koşullardan duyulan memnuniyetsizlik değil, yarının da bugünden daha iyi olmayacağı düşüncesinin yarattığı umutsuzluktur.

Sokak, bu umutsuzluğun görünür hâle geldiği yerdir. Ancak toplumsal hareketlerin gücü yalnızca katılımcı sayısıyla ölçülemez. Asıl mesele, biriken öfkenin hangi talepler etrafında birleşeceği, nasıl bir siyasal yön kazanacağı ve kalıcı bir toplumsal güce dönüşüp dönüşemeyeceğidir.

Öfkenin büyümesi, mücadelenin yönü

Gençlerin karşı karşıya olduğu sorunları yalnızca eğitim politikalarıyla, kuşak çatışmasıyla veya hükümetlerin yanlış kararlarıyla açıklamak yetersizdir. Daha temel bir soruyla karşı karşıyayız: Toplumsal kaynaklar nasıl dağıtılıyor ve ekonomik düzen kimin ihtiyaçlarına göre işliyor?

Üretim ve teknoloji gelişirken yaratılan zenginlik toplumun bütün kesimlerine eşit biçimde ulaşmıyor. Bir tarafta sermaye ve mülkiyet yoğunlaşırken diğer tarafta düşük ücretler, yükselen kiralar, borçlar ve güvencesizlik geniş kesimlerin yaşamını belirliyor. Diploma, istikrarlı bir işin, ekonomik bağımsızlığın veya güvenli bir geleceğin garantisi olmaktan uzaklaşıyor.

Gençlerden sürekli rekabet etmeleri, kendilerini geliştirmeleri ve değişen koşullara uyum sağlamaları istenirken onlara sunulan yaşam güvencesi zayıflıyor. Böylece toplumsal sorunlar bireysel başarısızlıklar gibi gösteriliyor. Oysa barınma, eğitim, istihdam ve insanca yaşam, yalnızca kişisel çabayla çözülebilecek meseleler değildir.

Bu nedenle gençliğin öfkesi, daha iyi eğitim veya daha fazla istihdam talebine indirgenemez. Aynı zamanda hayatın sürekli ertelenmesine, gelecek umudunun belirsizliğe mahkûm edilmesine ve bireyin kendi yaşamı üzerindeki denetimini kaybetmesine yönelik bir itirazdır.

Ancak öfke, kendiliğinden dönüştürücü bir siyasal güce dönüşmez. Benzer ekonomik koşullardan etkilenen insanlar, sorunların nedenleri ve çözüm yolları konusunda farklı sonuçlara varabilir. Toplumsal hoşnutsuzluk, gerçek nedenlerinden uzaklaştırılarak göçmenlere, farklı toplumsal kesimlere veya belirli kimliklere yöneltilebilir. Böylece eşitsizliğin kaynaklarını sorgulaması gereken tepki, toplumun başka kesimleriyle çatışmaya sürüklenebilir.

Bu noktada belirleyici olan, ortak sorunları görünür kılmak ve aralarındaki bağı kurmaktır. Öğrencinin eğitim hakkı, işçinin ücret mücadelesi, kiracının barınma sorunu ve işsizin gelecek kaygısı birbirinden bağımsız meseleler değildir. Ancak bu taleplerin yan yana gelmesi de tek başına ortak bir toplumsal program yaratmaya yetmez.

Siyasal mücadelenin temel sınavı, insanların neye karşı çıktığını anlamak kadar birlikte neyi değiştirmek istediklerini ortaya koyabilmektir.

Sokağın sınırları ve devletin müdahalesi

Sokak hareketleri, toplumda biriken hoşnutsuzluğu görünür kılar ve siyasal gündemi değiştirebilir. Ancak bu hareketler sıklıkla devletin güvenlik politikaları ve kamusal düzen anlayışıyla karşı karşıya gelir. Bu noktada temel bir ayrımı unutmamak gerekir: Devletin güvenlik gerekçesiyle uyguladığı hukuksuz ve orantısız şiddet meşru değildir. Kamu düzeni, insanların haklarını gasp etmenin, barışçıl gösterileri bastırmanın veya keyfî biçimde güç kullanmanın bahanesi olamaz.

İnsanların eşitsizliğe, yoksulluğa, hak gasplarına ve baskıya karşı seslerini yükseltmesi meşru bir demokratik haktır. Meşruiyet, itiraz edenlerin sessiz kalmasında değil, taleplerini özgürce dile getirebilmesindedir. Devletin görevi toplumsal itirazı bastırmak değil, temel hakları güvence altına almak ve sorunların çözümü için gerekli koşulları oluşturmaktır. Devlet görevlilerinin hukuka aykırı güç kullanımı da hangi gerekçeyle savunulursa savunulsun bağımsız biçimde soruşturulmalı ve sorumlular hesap vermelidir.

Bu yaklaşım, eylemler sırasında yaşanabilecek şiddeti görmezden gelmek anlamına gelmez. Somut eylemler ve bireysel davranışlar eleştirilebilir; ancak tek tek olaylar, bir gösterinin bütün katılımcılarını suçlu ilan etmenin veya protesto hakkını ortadan kaldırmanın gerekçesi yapılamaz. Demokratik bir toplumda hem göstericilerin eylemleri hem de devletin müdahalesi hukuk çerçevesinde değerlendirilmelidir.

Toplumsal sorunların yalnızca güvenlik meselesi olarak ele alınması, bu sorunların nedenlerini ortadan kaldırmaz. Bir gösteri dağıtılabilir, meydanlar boşaltılabilir, okullar yeniden açılabilir. Fakat insanların neden sokağa çıktığına ilişkin sorular yanıtsız kaldığında toplumsal gerilim varlığını sürdürür.

Baskı, kimi zaman hareketleri geri çekilmeye zorlarken kimi zaman da farklı kesimlerin ortak deneyimler etrafında yakınlaşmasına yol açabilir. Sokağın gücü, yalnızca gündelik düzeni kesintiye uğratmasında değil, normal kabul edilen toplumsal ilişkileri tartışmaya açmasındadır. Bu gücün kalıcılaşması ise taleplerin somutlaşmasını, dayanışma ağlarının kurulmasını ve mücadele deneyiminin süreklilik kazanmasını gerektirir.

Türkiye’de gençliğin karşısındaki gelecek

Türkiye’de gençlerin karşı karşıya olduğu sorunlar da bu genel tablodan bağımsız değildir. İşsizlik, güvencesiz çalışma, eğitimde fırsat eşitsizliği, barınma maliyetleri ve hayat pahalılığı, gençlerin kendi geleceklerini kurmasını zorlaştırıyor.

Ekonomik olanakların yanı sıra gençlerin düşüncelerini ifade edebilecekleri, örgütlenebilecekleri ve karar süreçlerine katılabilecekleri kamusal alanın varlığı da bağımsız bir yaşamın temel koşullarındandır. Demokratik katılım ve ifade özgürlüğü, ekonomik güvenceden ayrı düşünülemez. İnsanların kendi gelecekleri üzerinde söz sahibi olamadığı bir düzende, yaşam koşullarını iyileştirme imkânları da sınırlanır.

Gazetecilere yönelik gözaltılar ve adli baskılar bu çerçevede ele alınmalıdır. Gazetecilik üzerindeki baskı yalnızca gazetecileri ilgilendirmez; toplumun sorunları öğrenme, iktidarın kararlarını sorgulama ve farklı görüşleri tartışma imkânını da etkiler. Bilgiye erişimin ve eleştirel düşüncenin sınırlandığı bir ortamda demokratik katılım da zayıflar.

Gençlerin geleceksizlik duygusunu kişisel başarısızlıklarla açıklamak, sorunun toplumsal niteliğini görünmez kılar. Her bireyin kendi hayatını tek başına kurtarması gerektiği düşüncesi güçlendikçe ortak sorunlara ortak çözümler üretmek de zorlaşır. Rekabet dayanışmanın yerini aldığında insanlar benzer koşullarda yaşadıklarını bilseler bile birbirlerini rakip olarak görebilir.

Oysa nitelikli ve erişilebilir eğitim, güvenceli çalışma, insanca ücret, barınma hakkı ve demokratik katılım bireysel tercihlerden ibaret değildir. Bunlar toplumsal politikalarla doğrudan ilişkili hak ve ihtiyaçlardır.

Türkiye’de gençliğin itirazının kalıcı bir siyasal anlam kazanması, bu sorunların birbirinden kopuk başlıklar olarak değil, ortak bir yaşam meselesi olarak ele alınmasına bağlıdır. Gençler yalnızca seçim dönemlerinde hatırlanan bir kitle değil, toplumsal kararların oluşumuna katılan özneler olarak görülmelidir.

Savaş, yoksulluk ve toplumsal kaynakların paylaşımı

Gençliğin geleceksizliği yalnızca okullarda, sokaklarda ve işyerlerinde ortaya çıkan sorunlarla sınırlı değildir. Savaşlar, silahlanma yarışı, kitlesel yoksulluk ve insani krizler de toplumsal kaynakların hangi önceliklere göre kullanıldığı sorusunu gündeme getirir.

Yemen’deki insani kriz, savaşın bedelini çoğu zaman karar alma süreçlerinde söz sahibi olmayan insanların ödediğini gösteren örneklerden biridir. Çatışmalar ve insani yardımların önündeki engeller, sivillerin temel ihtiyaçlara erişimini zorlaştırarak yaşam koşullarını ağırlaştırır.

Bir tarafta barınma, beslenme, sağlık ve eğitim gibi temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan insanlar; diğer tarafta askeri harcamalar ve güvenlik politikaları için ayrılan kaynaklar bulunuyor. Ülkelerin güvenlik koşulları farklı olsa da toplumsal refahın yalnızca askeri kapasiteyle ölçülmesi, insanların gündelik ihtiyaçlarının geri plana itilmesi riskini taşır.

Savaşların ve ekonomik krizlerin yükü de eşit dağılmaz. Kaynaklara ve karar mekanizmalarına erişimi olan kesimler kendilerini daha kolay koruyabilirken düşük gelirli gruplar, emekçiler ve gençler ağır sonuçlarla karşılaşabilir. Bu nedenle savaşın maliyetini, yoksulluğun sonuçlarını ve toplumsal kaynakların dağılımını birlikte değerlendirmek gerekir.

Barış, yoksulluk, güvencesizlik ve toplumsal eşitsizlik birbirinden tamamen ayrı düşünülemez. Bu sorunların her birini tek bir nedene indirgemek yerine, aralarındaki ilişkileri ve birbirlerini nasıl beslediklerini anlamak gerekir. Çünkü insanların güvenli, özgür ve insanca bir yaşam kurabilmesi, yalnızca ekonomik büyümeye değil, kaynakların hangi amaçlarla ve kimlerin yararına kullanıldığına da bağlıdır.

Tarihten bugüne kalan mesele

1968, dünyanın farklı ülkelerinde öğrencilerin, gençlerin ve işçilerin mevcut düzene karşı itirazlarını yükselttiği önemli bir tarihsel dönüm noktasıydı. Üniversitelerden fabrikalara, sokaklardan meydanlara yayılan hareketler; eğitim ve çalışma koşullarının yanı sıra otorite ilişkilerini, özgürlükleri ve toplumun nasıl örgütlenmesi gerektiğini de tartışmaya açtı.

Ancak 1968’i yalnızca romantik bir başkaldırı olarak hatırlamak, dönemin çelişkilerini ve sınırlarını gözden kaçırmak olur. Hareketlerin etkisi ülkeden ülkeye değişti. Bazı talepler karşılık buldu, bazı hareketler bastırıldı, bazı talepler ise zaman içinde mevcut düzenin sınırları içinde kaldı. Sokakta ortaya çıkan enerji, her yerde aynı siyasal sonuçları doğurmadı.

Türkiye’nin devrimci mücadele tarihi de gençliğin itirazı ile siyasal örgütlenme arasındaki ilişkiye dair önemli deneyimler barındırıyor. Mahir Çayan ve dönemin diğer devrimci isimlerinin deneyimleri, kendi tarihsel koşulları içinde değerlendirilmelidir. Geçmişin değerini, yöntemlerini bugüne olduğu gibi taşımakta değil; toplumsal değişimin olanaklarını, sınırlarını ve farklı dönemlerde ortaya çıkan mücadele biçimlerini anlamakta aramak gerekir.

Bugünün gençliği dijital iletişimin sunduğu olanaklara sahip. Sosyal medya, bir çağrının kısa sürede geniş kitlelere ulaşmasını sağlayabiliyor. Ancak iletişimin hızı, örgütlenmenin ve dayanışmanın yerini tutmuyor. Bir hareketin devamlılığı, insanların ortak hedefler belirleyebilmesine, farklılıklarını tartışabilmesine ve birlikte hareket edebilmesine bağlıdır.

Geçmişten çıkarılabilecek önemli derslerden biri şudur: Toplumsal dönüşüm, yalnızca öfkenin büyüklüğüyle değil, bu öfkenin nasıl bir düşünceye, programa ve ortak iradeye dönüştüğüyle belirlenir.

Sokakta biriken enerji kimin olacak?

Bugün dünyanın farklı kentlerinde sokağa çıkan gençlerin temel sorusu, yalnızca mevcut düzenden memnun olup olmadıkları değildir. Asıl mesele, kendilerine sunulan hayatın sınırlarını kabul edip etmeyecekleri ve bu sınırları değiştirmek için nasıl bir yol izleyecekleridir.

Fransa’da eğitim koşullarına yönelik itirazların daha geniş toplumsal gösterilerle birleşmesi, Belçika’da eğitim maliyetlerinin ve yükseköğretime erişimin gündeme gelmesi, Portekiz’de barınma sorununun protestolara yansıması ve İtalya’da hayat pahalılığına karşı tepkilerin yükselmesi, farklı ülkelerdeki hoşnutsuzluğun somut örnekleridir. Bu hareketler aynı örgütsel yapıya veya ortak bir programa sahip değildir. Yine de hepsi, yaşam koşullarının mevcut biçimiyle ne kadar sürdürülebileceğine ilişkin soruları gündeme taşıyor.

Toplumsal hoşnutsuzluk, birbirinden kopuk tepkiler olarak kalabilir veya milliyetçi, otoriter ve dışlayıcı siyasetler tarafından başka hedeflere yönlendirilebilir. Bunun karşısında, farklı kesimlerin ortak sorunlarını görünür kılan, demokratik hakları savunan ve dayanışmayı büyüten bir mücadele de gelişebilir.

Hiçbir sonuç kendiliğinden ortaya çıkmaz. Sokağın enerjisinin yönünü; hangi taleplerin öne çıktığı, kimlerin söz sahibi olduğu, farklı toplumsal kesimlerin nasıl ilişki kurduğu ve mücadelenin gündelik hayatla nasıl bağ kurduğu belirler.

Gençlerin isyanını geçici bir huzursuzluk olarak görmek de onları kendiliğinden değişimin öncüsü ilan etmek de yetersizdir. Gençlik; farklı sınıfsal konumları, beklentileri ve siyasal eğilimleri barındırır. Bu farklılıkları göz ardı etmek, toplumsal gerçekliğin önemli bir bölümünü görünmez kılar.

Bununla birlikte eğitim, barınma, çalışma, özgürlük ve gelecek kaygısı etrafında biriken talepler, birbirleriyle ilişkilendirildiğinde ortak bir siyasal zeminin oluşmasına katkıda bulunabilir. Bunun için yalnızca itiraz etmek değil, birlikte neyin değiştirileceğini ve bu değişimin nasıl gerçekleştirileceğini de tartışmak gerekir.

Sokakların gücü, yalnızca mevcut düzene karşı çıkmalarında değil, başka türlü bir hayatın mümkün olup olmadığını tartışmaya açmalarındadır. Bu hayatın nasıl kurulacağı sorusu ise eylem alanının ötesine geçer; dayanışmayı, demokratik katılımı, somut talepleri ve uzun soluklu bir toplumsal mücadeleyi gerektirir.

Sonunda karşımıza aynı soru çıkıyor. Sokakta biriken enerji kimin olacak?

Bu enerjiyi geçici olarak yatıştırmak isteyenlerin mi, onu kendi siyasal hesaplarına yönlendirecek güçlerin mi, yoksa ortak sorunlarına ortak çözümler arayan insanların mı?

Bu sorunun yanıtı henüz verilmiş değil. Ancak gençlerin yükselttiği ses önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Gelecek, bugünkü düzenin vaatleriyle sınırlı olmak zorunda değil. Bu geleceği değiştirmek, öfkeyi ortak bir iradeye ve süreklilik taşıyan bir mücadeleye dönüştürmekle mümkün.

Bu nedenle savaşa, yoksulluğa, eşitsiz çalışma koşullarına ve eğitim hakkının gasp edilmesine karşı; ötekileştirilenlerin, hakları ihlal edilenlerin ve insanca bir yaşam mücadelesi verenlerin yanında durarak anlatmaya, haykırmaya ve üretmeye devam etmeliyiz. Çünkü başka bir dünya, ancak eşitlik, özgürlük ve dayanışma temelinde ortak bir mücadeleyle kurulabilir.

Üretenlerin yönettiği ve paylaştığı bir dünya kurulana kadar.

Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.

İlgili Yazılar

Post

Gençliğin İsyanı, Sokağın Biriktirdiği Güç

Post

Sessizlik Kader Değil

Post

Halkın Oyu Siyasetçinin Kişisel Mülkü Değildir

Post

Fransa’da Liseliler Ayakta. Gençliğin Öfkesi İşçi Sınıfının Gücüyle Birleşebilir

Post

Fon Krizi. Birkaç Kişinin Değil, Bir Düzenin Meselesi

Post

Yapay Zekânın Distopyası ve Kapitalizmin Geleceği

Post

Mantık Çarpıtılması

Post

Berlin’de Sandık Değişti. Somut Program Seçmenin Yönünü Çevirdi

Post

Ailem Güvende, Ya Yurttaş?

Post

Faşizm İktidara Gelmeden Önce Kazanır

Post

Hayatı Geri Almak

Post

Zirvelerin Takvimi Değil, Hayatın Ritmi

Post

Kriz Çağında Emek ve Sosyalizm Türkiye’de Eşitsizlik, Düzen ve Gelecek Mücadelesi

Post

Butlan Rejimi, Devlet Aklı ve Yoksulluğun Gölgesinde Türkiye

Post

Krizden Kim Çıkacak? Kendi Gücünü Yaratan Bir Sınıf

Post

Kriz ve Direniş

Post

Parçalı İsyanlar ve Krizin Yönetimi

Post

Sistem, Mezhep ve Sınıf

Post

Fırtınayı Beklemek Değil, Dünyanın Tozunu Atmak

Post

Emperyalist Kriz ve Sınıf Mücadelesi. NATO, Ortadoğu ve Türkiye

Post

Madencilerin Direnişi ve Düzenin Gerçeği

Post

Hakikat, Bilgi ve İktidar: Nereden Başlamalı?

Post

Emperyalist Yeniden Paylaşım, Militarizm ve Sınıf Mücadelesi

Post

Türkiye Sosyalist Hareketi Neden Yenilenmek Zorunda?

Post

Rejimin Yeniden Yapılanması Karşısında Devrimci Alternatif

Post

Meydanlardan Yükselen Direniş

Post

NATO Zirvesi. Emperyalist Savaş Düzeni ve Halkın Alternatifi

Post

Yeni Tarihsel Blok ve Karşı Hegemonya

Post

Çerçeve Yasa Sonrası Yeni Siyasal Zemin

Post

Kral Çıplak

Post

Kendi Havasını Yaratan Ateş

Post

Zenginliğin Soyu, Yoksulluğun Kaderi

Post

Hegemonya Krizi Çağında Türkiye: Devlet Biçiminin Dönüşümü ve Yeni Tarihsel Eşik

Post

Faşist Hareketi Besleyen Politikalar

Post

Kapitalizmin Yolu Savaşlara Çıkıyor

Post

Karanlıktan Çıkışın Yolu

Post

Basın Özgürlüğünü Savunalım

Post

Savaşların Karşısındaki Gençlik

Post

Gezi’nin Gücü, İktidarın Korkusu

Post

Avrupa’da Faşizm Hayaleti mi Dolaşıyor?

Post

İktidarın Krizi, Milliyetçilerin Saldırıları

Post

Yoksulluğun Karşısında Somut Politik Program

Post

İddiasını Yitirmiş Sosyalist Hareket

Post

Ortadoğu'nun Felaketi, İsrail

Post

Bir AKP Politikası: Sorunu Çözme, Ortadan Kaldır

Post

Gemisini Kurtaran Kaptan Olamayız

Post

Devrimin Güncelliği

Post

Yönetememe Krizinin Sonucu: Anayasa Tartışması

Post

Bölgesel Savaşlar Denklemi

Post

Yönetememe Krizi Derinleşiyor

Post

Sağlık Kamusal Bir Haktır

Post

Halkların Mücadelesi

Post

Bir Çöküş Hikayesi

Post

Tarihsel Çelişki

Post

Zor Zamanlar Devrimci Eylemi Gerektirir

Post

Suriye’deki Senaryolar

Post

İdeolojik Manipülasyonlarla Mücadelenin Yolu

Post

Gezi Güncelliğini Koruyor

Post

Yargı Bağımsızlığı Ayaklar Altında

Post

Gözde Sermayedarlar Devri

Post

“Güler Yüzlü Kapitalizm” Maskesi

Post

Farklı Mücadeleleri Kesiştirmek İçin

Post

Otoriterleşen Rejimlere Bakış

Post

Sosyalist Bir Alternatif İçin

Post

Gençlik Bu Düzene Direniyor

Post

Trump’ın Küresel Göçmen Politikalarıyla Faşizme Giden Yolu

Post

1968’den Bugüne Mücadelenin Sürekliliği

Post

Türkiye: Kriz, Direniş ve Gelecek

Post

Kapitalizmin Dijital Ağlarında Bir Heyula Dolaşıyor

Post

Ortadoğu’daki Çatışmaların Jeopolitik Sonuçları

Post

Kapitalizmin Çöküşüne Karşı Radikal Bir Yol Arayışı

Post

Filistin Direniyor, Dünya Suça Ortak Oluyor

Post

Krizin Derinliğinde Yaşayanlar, Direnişin Ucunda Yürüyenler

Post

Trump’ın Avrupa’sı: Faşizm, Savaş ve Yeni Düzen

Post

Gelişen Direnişlerin Dönüştürücü Potansiyeli

Post

Yıkılmayan Kentler İçin Rant Düzenini Yıkmalıyız

Post

Kilitlenme

Post

Yeni Egemenlik Rejimi

Post

Yaşamak İçin Direnmek Zorundayız

Post

Ortadoğu’da Yeni Oyun, Eski Hesaplar

Post

Zihinleri Teslim Alamazsınız

Post

Ortadoğu’da Dönüşüm ve Yeni Paradigmalar

Post

Avrupa’da Militarist Restorasyon ve Sınıf Savaşı

Post

Kriz Rejimi ve Direnişin Toplumsal Zemini

Post

CHP’ye Operasyonlar, Rejimin Krizi ve Emek Cephesi İhtiyacı

Post

Direnişi Susturamazsınız Gazze, Halkların Ortak İsyanıdır

Post

Kürt Sorunu Silahlı Mücadeleden Siyasal Yeniden Kuruluşa

Post

Ortadoğu’da Emperyalist Kaosun Anatomisi

Post

Devrimci Örgütlenme ve Kurucu Strateji

Post

Geçmişten Geleceğe Kürt Mücadelesi Tarihi

Post

Yeni Müesses Nizamın Krizi, Direnişin Praksisi

Post

Doğa Yanıyor, Rejim Susuyor

Post

Tarihsel Kırılma ve Devrimci Yeniden İnşa

Post

Bu Düzen Çöküyor, Devrimciler Ne Yapmalı? Nasıl Yapmalı?

Post

Yeni Paylaşım Savaşı ve Halkların Direniş Hattı

Post

Sistem Çöküyor Kopuşun Zamanı Şimdi

Post

Mütevazı Bir Teklif 5.0

Post

Cumhuriyetin Çöküşü

Post

Kapitalist Çürüme ve Devrimci Program İhtiyacı

Post

Eğitimde Gericileşme ve Patriyarkanın Yeni Formları

Post

Kayyum Siyaseti ve Solun Sessizliği

Post

Faşizm ve Emperyalist Krizin Küresel Boyutu

Post

Çürüyen Düzenin Ortak Kaderi

Post

Meşruiyeti Çöken Düzen, Yükselen Devrim İhtimali

Post

Gazze Emperyalizm, Soykırım ve Direniş

Post

Kürt Meselesi ve Devrim

Post

Büyük Hırsızların Cumhuriyeti

Post

Karanlık Kentler

Post

Yaşlı Adamların Dünyası ve Doğan Tarihsel Özneler

Post

Kürt Meselesi ve Devletçi Paradigma

Post

Maskenin Ardından Bakmak

Post

Sömürü Ağları ve Sınırların Ötesindeki Emek

Post

Gerçeklikten Kaçışın Politik Anlamı

Post

EĞİTİM DEĞİL EMEK

Post

Panik ve Umut

Post

EMPERYALİST SAVAŞ VE TAHAKKÜM DÜZENİ

Post

İstisna Rejimi

Post

Kapitalizmin Derin Krizi ve İsviçre’de Emekçi Direnişinin Yükselişi

Post

Dünyayı Biz Kuracağız. Gençliğin Sınıfsal, Politik ve Örgütsel Görevi

Post

NATO ve 21. Yüzyılın Hegemonik Oyunları

Post

Küresel Kriz, Emperyalist Rekabet ve Savaşın Ufku

Post

İlke ile Refleks Arasında

Post

Türkiye’de Yoksulluk. Ekonomik Bir Hata mı, Bilinçli Bir Emek Rejimi mi?

Post

Faşizmin Yeniden Biçimlenmesi. Kriz Devleti, Hegemonya ve Türkiye

Post

Genişleyen Sınıf Kendi Adıyla Konuşuyor

Post

İktidarın Çürümesi ve Gürültünün Siyaseti

Post

Kapitalist Kriz ve Halkların Direnişi

Post

Hafızanın Keskinliği, Çelişkinin İzleri. Yalçın Küçük Üzerine

Post

Siyah Ayaklar, Beyaz Düzen

Post

Barışın Yönünü Kim Belirleyecek?

Post

Kapitalizmin Gıda Krizi

Post

Yıkıma Karşı Birlikte Mücadele

Post

Krizi Ancak Mücadele Aşabilir

Post

Kapitalizmin Krizleri

Post

Kapitalizmin İçinden Bir Olgu: Faşizm

Post

İnsanlığın Seçimi

Post

Yeni Bir Yüzyıl

Post

Emperyalizmin Savaştan Başka Planı Yok

Post

Tespit ve Çözüm

Post

Emperyalizmin Göçmen Planı

Post

Koşullar Mükemmel, Ya Biz?

Post

İnsanlığın Ortak Mirası

Post

Eğitimde Uçurumun Kıyısında

Post

Karanlığı Biz Durdurabiliriz

Post

Ülkenin Sorunlarıyla Uğraşmak Zorundayız

Post

Tek Yumruk Olalım

Post

Fransa'da Maske Düştü

Post

Bay Başkan

Post

Gereğini Yapacağız

Post

Siyasi İktidarın Enkazı

Post

Kavşaktayız

Post

Amok Koşucusu Nereye Koşuyor?

Post

Fişi Çekmeye Hazır mıyız?

Post

Masalın Sonunu Getireceğiz

Post

İtalya’da Sandıktan Ne Çıktı?

Post

‘Kral Çıplak’ Diyelim Kralı Gönderelim

Post

Bu Kış Avrupa’da Bir Hayalet Dolaşır mı?

Post

Kapitalizm İçin İşler Yolunda Gitmiyor