Post

Krizden Kim Çıkacak? Kendi Gücünü Yaratan Bir Sınıf

Krizden Kim Çıkacak? Kendi Gücünü Yaratan Bir Sınıf

Güç nasıl kurulacak?

Sınıfın toplumsal bir güç haline gelmesi, yalnızca ortak çıkarların fark edilmesine bağlı değildir. Birbirinden kopuk mücadelelerin birbirini görmesi, ortak talepler etrafında birleşmesi, bu birlikteliğin kalıcı örgütlenmelere dönüşmesi ve sonunda toplumsal bir siyasal irade yaratması gerekir.

Bugün işçiler ücretleri, çalışma koşulları ve iş güvencesi için; gençler eğitim, barınma ve gelecekleri için; emekliler yaşamlarını sürdürebilmek için; güvencesiz çalışanlar çalışma ve yaşam koşullarını koruyabilmek için; küçük üreticiler ise artan maliyetler ve piyasa baskısı karşısında ayakta kalabilmek için mücadele ediyor.

Bu mücadelelerin her biri gerçektir. Ancak birbirinden kopuk kaldıklarında, aynı toplumsal düzenin farklı sonuçlarıyla karşı karşıya oldukları yeterince görünür hale gelmez.

Bu nedenle ilk mesele mücadeleleri yalnızca çoğaltmak değil, aralarında maddi ve siyasal bağ kurmaktır.

Bir ücret mücadelesi yalnızca ücret meselesi olarak kalmamalıdır. Ücretin ne kadar olduğu kadar, o ücretle nasıl bir hayat kurulabildiği de önemlidir. Konut, eğitim, sağlık, ulaşım, enerji ve gıda maliyetleri hesaba katıldığında ücret mücadelesi doğrudan yaşam hakkı mücadelesine dönüşür.

Aynı durum yapay zekâ ve teknolojik dönüşüm için de geçerlidir. Yapay zekâ nedeniyle işini kaybetme tehdidi yaşayan çalışan ile teknolojinin birkaç şirketin kârını artırmak için kullanılmasına itiraz eden toplum kesimleri birbirinden bağımsız sorunlarla karşı karşıya değildir. Asıl soru şudur:

Teknolojik gelişmenin sonuçlarını kim belirleyecek ve bu gelişme kimin yararına kullanılacak?

İklim krizinin sonuçlarını doğrudan yaşayan çalışanlarla enerji, su ve doğal kaynakların özel çıkarların denetiminden çıkarılmasını savunan kesimler arasında da aynı bağ kurulabilir.

Ortak mücadele, farklılıkları ortadan kaldırmak değildir. Farklı taleplerin ortak maddi çıkarlarını ve ortak siyasal nedenlerini görünür hale getirmektir.

Bunun gerçekleşmesi için sınıf siyaseti yalnızca seçim dönemlerinde yürütülen bir faaliyet olarak düşünülemez.

Sınıf siyaseti işyerinde, sendikada, mahallede, üniversitede, kooperatifte ve yerel toplumsal örgütlenmelerde kurulmalıdır. İnsanların kendi hayatlarını doğrudan etkileyen kararlar üzerinde söz ve karar sahibi olabildiği kalıcı örgütlenmeler yaratılmalıdır.

Çünkü siyasal güç yalnızca sandıkta kazanılmaz.

Siyasal güç, insanların kendi hayatlarını belirleyen kararlar üzerinde birlikte söz söyleme ve bu kararları değiştirme kapasitesinin büyümesiyle oluşur.

Bu nedenle örgütlenmenin amacı yalnızca mevcut hakları savunmak da olmamalıdır. Örgütlenme; toplumun nasıl yönetileceğine, üretimin hangi amaçlarla yapılacağına, kaynakların nasıl bölüşüleceğine ve teknolojinin kimin yararına kullanılacağına ilişkin alternatif bir irade oluşturmalıdır.

Burada somut talepler belirleyici hale gelir.

Yapay zekâ ve otomasyonun yarattığı verimlilik artışı işsizliği büyütmek için değil; çalışma süresini kısaltmak, ücret ve sosyal güvenceleri korumak ve toplumsal refahı artırmak için kullanılabilir.

Teknolojik dönüşüm nedeniyle işini kaybeden insanların kaderi piyasanın insafına bırakılamaz. Gelir güvencesi, yeniden eğitim ve toplumsal olarak gerekli işlerin yaratılması kamusal bir sorumluluk olarak ele alınabilir.

Enerji, su, ulaşım, sağlık ve temel altyapılar yalnızca kâr sağlayan yatırım alanları olarak değil, toplumun ortak ihtiyaçları olarak yönetilebilir.

İklim krizinin maliyeti, krizin ortaya çıkmasında en az sorumluluğu bulunan emekçi kesimlere yüklenmek yerine; servet ve gelir dağılımının yeniden düzenlenmesi ve kamusal yatırımlar yoluyla karşılanabilir.

Bunlar uzak bir geleceğe bırakılacak hedefler değildir. Bugünden savunulabilecek, örgütlenilebilecek ve siyasal mücadele konusu haline getirilebilecek taleplerdir.

Talepler mücadeleye, mücadeleler örgütlenmeye, örgütlenmeler ortak bir programa, ortak program ise siyasal bir iradeye dönüşmelidir.

Dağınık öfke ortak talep örgütlenme birleşik mücadele ortak program siyasal irade toplumsal iktidar.

Ancak bu otomatik bir süreç değildir. Her aşamada yenilgi, parçalanma, geri çekilme ve siyasal etkisizleşme ihtimali vardır. Bu nedenle örgütlenmenin yalnızca büyümesi değil, demokratik, katılımcı, şeffaf ve dayanıklı olması gerekir.

İnsanların yalnızca mücadeleye katılması değil, mücadele içinde karar alabilmesi; örgütlerin yalnızca insanları harekete geçirmesi değil, insanların örgütleri üzerinde de söz sahibi olması gerekir.

Çünkü kendi gücünü yaratmak isteyen bir sınıf, başkaları adına karar veren kapalı yapılarla değil, kendi deneyimleri ve kolektif karar alma kapasitesi üzerinden güçlenebilir.

Sınıfın kendi gücünü yaratması, diğer toplumsal kesimleri kendi içinde eritmesi anlamına gelmez. Tersine, farklı kesimlerin kendi özgün taleplerini koruyarak ortak bir toplumsal dönüşüm programında buluşabilmesi anlamına gelir.

İşçinin ücret ve çalışma koşulları için verdiği mücadele, gencin barınma ve eğitim mücadelesiyle; emeklinin geçim mücadelesi, sağlık ve sosyal güvence talebiyle; küçük üreticinin borç ve maliyet baskısına karşı mücadelesi, gıda ve tarım politikalarıyla birleşebilir.

Böyle bir birliktelik, farklılıkları silen bir birlik değil, ortak çıkarlar temelinde kurulan siyasal bir ittifaktır.

Bu nedenle sınıf siyaseti aynı anda hem bağımsız hem de birleştirici olmak zorundadır.

Bağımsız olmalıdır; çünkü sermayenin ve mevcut iktidar ilişkilerinin çizdiği sınırlar içinde kendisine verilen bir role razı olamaz.

Birleştirici olmalıdır; çünkü işçi sınıfının toplumsal gücü yalnızca işyerlerinin içinde değil, toplumun üretimini, yaşamını ve geleceğini belirleyen ilişkileri dönüştürme kapasitesinde yatar.

Asıl mesele burada ortaya çıkar:

Sınıf yalnızca kendi haklarını koruyan bir toplumsal kesim olarak mı kalacaktır, yoksa toplumun nasıl örgütleneceğine ilişkin söz sahibi olan bir siyasal özne haline mi gelecektir?

İkinci yol yalnızca daha fazla grev ya da daha fazla seçim başarısı anlamına gelmez. Üretimin, teknolojinin, doğal kaynakların ve toplumsal artığın nasıl kullanılacağı konusunda alternatif bir iktidar anlayışının kurulması anlamına gelir.

Çünkü gerçek siyasal dönüşüm yalnızca kimin hükümet ettiğini değil, toplumun temel kaynakları ve üretim kapasitesi üzerinde kimin karar verdiğini değiştirmeyi gerektirir.

Sosyalizm bugünün sorusudur

Sosyalizmi yeniden düşünmek, geçmişin bütün formüllerini tekrarlamak değildir.

Bugünün gerçek sorunlarına, bugünün teknolojik ve toplumsal koşullarını dikkate alan başka bir toplumsal mantıkla cevap vermektir.

Yapay zekâ emeğin geleceğini değiştirecekse, bundan kim yararlanacak?

Üretkenlik artışının sahibi kim olacak?

Teknolojik dönüşümün maliyetini kim üstlenecek?

İklim krizinin bedelini kim ödeyecek?

Enerji, su ve doğal kaynaklar kimin denetiminde olacak?

Bilgi ve teknoloji birkaç şirketin özel mülkü olarak mı kalacak?

Çalışma süresinin kısalması neden teknolojik ilerlemenin doğal bir sonucu olmasın?

İnsanlar kendi hayatlarını belirleyen ekonomik kararlar üzerinde neden gerçek bir söz hakkına sahip olmasın?

Bu soruların cevabı yalnızca daha iyi bir hükümet programında bulunamaz.

Çünkü mesele tek tek yanlış politikalardan daha derindir.

Mesele; üretim araçlarının, teknolojinin, doğal kaynakların ve toplumsal artığın hangi toplumsal güçlerin denetiminde olduğudur.

Sosyalizmin güncelliği tam burada başlar.

Teknolojiyi durdurmak değil, teknolojinin toplumsal amacını değiştirmek.

Üretkenliği sermayenin kârına değil, toplumsal refaha bağlamak.

Teknolojik ilerlemeyi işsizlik ve güvencesizlik olarak değil; çalışma süresinin kısalması, kamusal hizmetlerin güçlenmesi ve yaşamın zenginleşmesi olarak değerlendirmek.

Doğal kaynakları özel çıkarların değil, toplumun ortak geleceğinin konusu yapmak.

Ekonomik kararların yalnızca şirket yönetimleri ve finans piyasaları tarafından belirlendiği bir düzen yerine, çalışanların ve toplumun karar süreçlerine katıldığı demokratik bir ekonomi yaratmak.

Demokrasiyi yalnızca sandıkla sınırlamamak; insanların ekonomik ve siyasal kararlar üzerinde gerçek söz hakkını güvence altına almak.

Özgürleşme, üretici güçlerin gelişmesini durdurmak değil; onları sermayenin egemenliğinden çıkararak toplumun ortak yararına yönlendirmektir.

Burada sosyalizmin güncelliği yalnızca kapitalizme itiraz etmekten kaynaklanmaz. Asıl mesele, kapitalizmin ürettiği toplumsal kapasitenin neden toplumun ortak refahına dönüştürülemediğini açıklamak ve buna alternatif bir siyasal düzen kurmaktır.

İnsanlık bugün bunu yapabilecek üretici, bilimsel ve teknolojik kapasiteye her zamankinden daha fazla sahiptir.

Sorun artık yalnızca üretmek değildir.

Sorun, üretilen zenginliğin, teknolojinin ve toplumsal karar gücünün kimin elinde olduğudur.

Ve bunun yolu yalnızca doğru fikirlerden değil, bu fikirleri toplumsal bir güce dönüştürebilecek örgütlenmeden geçer.

Krizden kim çıkacak?

Kapitalizmin krizi kendi başına yeni bir toplum yaratmaz.

Kriz iki ihtimali aynı anda büyütür: daha büyük eşitsizlik, güvencesizlik ve otoriterlik ya da yeni bir toplumsal düzen arayışı.

Hangisinin gerçekleşeceğini kriz belirlemez.

Toplumsal güç ilişkileri belirler.

Bu nedenle bugün Türkiye'deki temel sorun yalnızca ekonominin ne zaman düzeleceği değildir.

Asıl soru, ekonomik ve toplumsal krizin yarattığı hoşnutsuzluğun neye dönüşeceğidir.

İşçilerin, emekçilerin, gençlerin, emeklilerin, güvencesizlerin, küçük üreticilerin ve farklı ezilen toplumsal kesimlerin birbirinden kopuk mücadeleleri ortak bir siyasal iradeye dönüşebilecek midir?

Sınıf yalnızca savunmada mı kalacaktır?

Yoksa kendi geleceği için söz söyleyen; toplumsal kaynakların nasıl kullanılacağına karar vermek isteyen; teknolojinin, üretimin ve doğal kaynakların kimin yararına kullanılacağını belirlemeyi hedefleyen; siyasal iktidarın niteliğini değiştirmeye çalışan bağımsız bir güç haline mi gelecektir?

Mesele artık yalnızca kapitalizmin ne kadar daha süreceği değildir.

Mesele, kapitalizmin yarattığı krizlerin içinden hangi toplumsal gücün çıkacağıdır.

İnsanlığın yarattığı üretici güçler bizi özgürleştirebilir de, daha büyük eşitsizlik ve yıkım yaratabilir de.

Yapay zekâ daha az çalışarak daha fazla üretmemizi sağlayabilir; aynı teknoloji milyonlarca insanı güvencesizleştirmek için de kullanılabilir.

Enerji ve üretim kapasitesi toplumun ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılabilir; özel kârın büyütülmesi uğruna ekolojik yıkımı hızlandırmak için de.

Belirleyici olan teknoloji değildir. Belirleyici olan, teknolojinin ve üretici güçlerin hangi toplumsal ilişkiler içinde ve kimin denetiminde kullanıldığıdır.

Dolayısıyla mesele yalnızca yeni bir ekonomi politikası önermek değildir.

Mesele, toplumun kendi geleceği üzerinde gerçek bir karar gücü kazanmasıdır.

Bu güç kendiliğinden ortaya çıkmayacaktır.

Cevabı; kendi gücünü mücadele içinde yaratan, farklı mücadeleleri birbirine bağlayan, ortak taleplerini ortak bir programa dönüştüren, örgütlenmesini demokratik ve kalıcı yapılar üzerinde kuran ve bu programı toplumsal bir iktidar iddiasına taşıyan sınıf verecek.

Kriz bir kapı açar.

O kapıdan kimin geçeceğini ise örgütlenmiş toplumsal güç belirler.

Ve sosyalizmin bugünkü sorusu tam da budur:

İnsanlığın sahip olduğu üretici güçler kimin için kullanılacak ve toplum kendi geleceğine ne zaman gerçekten kendisi karar verecek?

 

 

Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.

İlgili Yazılar

Post

Krizden Kim Çıkacak? Kendi Gücünü Yaratan Bir Sınıf

Post

Çerçeve Yasa Sonrası Yeni Siyasal Zemin

Post

Kendi Havasını Yaratan Ateş

Post

Yeni Tarihsel Blok ve Karşı Hegemonya

Post

Hegemonya Krizi Çağında Türkiye: Devlet Biçiminin Dönüşümü ve Yeni Tarihsel Eşik

Post

Kriz Çağında Emek ve Sosyalizm Türkiye’de Eşitsizlik, Düzen ve Gelecek Mücadelesi

Post

Siyah Ayaklar, Beyaz Düzen

Post

Zirvelerin Takvimi Değil, Hayatın Ritmi

Post

NATO Zirvesi. Emperyalist Savaş Düzeni ve Halkın Alternatifi

Post

Rejimin Yeniden Yapılanması Karşısında Devrimci Alternatif

Post

Türkiye Sosyalist Hareketi Neden Yenilenmek Zorunda?

Post

Hakikat, Bilgi ve İktidar: Nereden Başlamalı?

Post

Meydanlardan Yükselen Direniş

Post

Emperyalist Yeniden Paylaşım, Militarizm ve Sınıf Mücadelesi

Post

Fırtınayı Beklemek Değil, Dünyanın Tozunu Atmak

Post

Butlan Rejimi, Devlet Aklı ve Yoksulluğun Gölgesinde Türkiye

Post

Kriz ve Direniş

Post

Parçalı İsyanlar ve Krizin Yönetimi

Post

Emperyalist Kriz ve Sınıf Mücadelesi. NATO, Ortadoğu ve Türkiye

Post

Sistem, Mezhep ve Sınıf

Post

Madencilerin Direnişi ve Düzenin Gerçeği

Post

Faşist Hareketi Besleyen Politikalar

Post

Kapitalizmin Yolu Savaşlara Çıkıyor

Post

Karanlıktan Çıkışın Yolu

Post

Basın Özgürlüğünü Savunalım

Post

Savaşların Karşısındaki Gençlik

Post

Gezi’nin Gücü, İktidarın Korkusu

Post

Avrupa’da Faşizm Hayaleti mi Dolaşıyor?

Post

İktidarın Krizi, Milliyetçilerin Saldırıları

Post

Yoksulluğun Karşısında Somut Politik Program

Post

İddiasını Yitirmiş Sosyalist Hareket

Post

Ortadoğu'nun Felaketi, İsrail

Post

Bir AKP Politikası: Sorunu Çözme, Ortadan Kaldır

Post

Gemisini Kurtaran Kaptan Olamayız

Post

Devrimin Güncelliği

Post

Yönetememe Krizinin Sonucu: Anayasa Tartışması

Post

Bölgesel Savaşlar Denklemi

Post

Yönetememe Krizi Derinleşiyor

Post

Sağlık Kamusal Bir Haktır

Post

Halkların Mücadelesi

Post

Bir Çöküş Hikayesi

Post

Tarihsel Çelişki

Post

Zor Zamanlar Devrimci Eylemi Gerektirir

Post

Suriye’deki Senaryolar

Post

İdeolojik Manipülasyonlarla Mücadelenin Yolu

Post

Gezi Güncelliğini Koruyor

Post

Yargı Bağımsızlığı Ayaklar Altında

Post

Gözde Sermayedarlar Devri

Post

“Güler Yüzlü Kapitalizm” Maskesi

Post

Farklı Mücadeleleri Kesiştirmek İçin

Post

Otoriterleşen Rejimlere Bakış

Post

Sosyalist Bir Alternatif İçin

Post

Gençlik Bu Düzene Direniyor

Post

Trump’ın Küresel Göçmen Politikalarıyla Faşizme Giden Yolu

Post

1968’den Bugüne Mücadelenin Sürekliliği

Post

Türkiye: Kriz, Direniş ve Gelecek

Post

Kapitalizmin Dijital Ağlarında Bir Heyula Dolaşıyor

Post

Ortadoğu’daki Çatışmaların Jeopolitik Sonuçları

Post

Kapitalizmin Çöküşüne Karşı Radikal Bir Yol Arayışı

Post

Filistin Direniyor, Dünya Suça Ortak Oluyor

Post

Krizin Derinliğinde Yaşayanlar, Direnişin Ucunda Yürüyenler

Post

Trump’ın Avrupa’sı: Faşizm, Savaş ve Yeni Düzen

Post

Gelişen Direnişlerin Dönüştürücü Potansiyeli

Post

Yıkılmayan Kentler İçin Rant Düzenini Yıkmalıyız

Post

Kilitlenme

Post

Yeni Egemenlik Rejimi

Post

Yaşamak İçin Direnmek Zorundayız

Post

Ortadoğu’da Yeni Oyun, Eski Hesaplar

Post

Zihinleri Teslim Alamazsınız

Post

Ortadoğu’da Dönüşüm ve Yeni Paradigmalar

Post

Avrupa’da Militarist Restorasyon ve Sınıf Savaşı

Post

Kriz Rejimi ve Direnişin Toplumsal Zemini

Post

CHP’ye Operasyonlar, Rejimin Krizi ve Emek Cephesi İhtiyacı

Post

Direnişi Susturamazsınız Gazze, Halkların Ortak İsyanıdır

Post

Kürt Sorunu Silahlı Mücadeleden Siyasal Yeniden Kuruluşa

Post

Ortadoğu’da Emperyalist Kaosun Anatomisi

Post

Devrimci Örgütlenme ve Kurucu Strateji

Post

Geçmişten Geleceğe Kürt Mücadelesi Tarihi

Post

Yeni Müesses Nizamın Krizi, Direnişin Praksisi

Post

Doğa Yanıyor, Rejim Susuyor

Post

Tarihsel Kırılma ve Devrimci Yeniden İnşa

Post

Bu Düzen Çöküyor, Devrimciler Ne Yapmalı? Nasıl Yapmalı?

Post

Yeni Paylaşım Savaşı ve Halkların Direniş Hattı

Post

Sistem Çöküyor Kopuşun Zamanı Şimdi

Post

Mütevazı Bir Teklif 5.0

Post

Cumhuriyetin Çöküşü

Post

Kapitalist Çürüme ve Devrimci Program İhtiyacı

Post

Eğitimde Gericileşme ve Patriyarkanın Yeni Formları

Post

Kayyum Siyaseti ve Solun Sessizliği

Post

Faşizm ve Emperyalist Krizin Küresel Boyutu

Post

Çürüyen Düzenin Ortak Kaderi

Post

Meşruiyeti Çöken Düzen, Yükselen Devrim İhtimali

Post

Gazze Emperyalizm, Soykırım ve Direniş

Post

Kürt Meselesi ve Devrim

Post

Büyük Hırsızların Cumhuriyeti

Post

Karanlık Kentler

Post

Yaşlı Adamların Dünyası ve Doğan Tarihsel Özneler

Post

Kürt Meselesi ve Devletçi Paradigma

Post

Maskenin Ardından Bakmak

Post

Sömürü Ağları ve Sınırların Ötesindeki Emek

Post

Gerçeklikten Kaçışın Politik Anlamı

Post

EĞİTİM DEĞİL EMEK

Post

Panik ve Umut

Post

EMPERYALİST SAVAŞ VE TAHAKKÜM DÜZENİ

Post

İstisna Rejimi

Post

Kapitalizmin Derin Krizi ve İsviçre’de Emekçi Direnişinin Yükselişi

Post

Dünyayı Biz Kuracağız. Gençliğin Sınıfsal, Politik ve Örgütsel Görevi

Post

NATO ve 21. Yüzyılın Hegemonik Oyunları

Post

Küresel Kriz, Emperyalist Rekabet ve Savaşın Ufku

Post

İlke ile Refleks Arasında

Post

Türkiye’de Yoksulluk. Ekonomik Bir Hata mı, Bilinçli Bir Emek Rejimi mi?

Post

Faşizmin Yeniden Biçimlenmesi. Kriz Devleti, Hegemonya ve Türkiye

Post

Genişleyen Sınıf Kendi Adıyla Konuşuyor

Post

İktidarın Çürümesi ve Gürültünün Siyaseti

Post

Kapitalist Kriz ve Halkların Direnişi

Post

Hafızanın Keskinliği, Çelişkinin İzleri. Yalçın Küçük Üzerine

Post

Kapitalizmin Gıda Krizi

Post

Yıkıma Karşı Birlikte Mücadele

Post

Krizi Ancak Mücadele Aşabilir

Post

Kapitalizmin Krizleri

Post

Kapitalizmin İçinden Bir Olgu: Faşizm

Post

İnsanlığın Seçimi

Post

Yeni Bir Yüzyıl

Post

Emperyalizmin Savaştan Başka Planı Yok

Post

Tespit ve Çözüm

Post

Emperyalizmin Göçmen Planı

Post

Koşullar Mükemmel, Ya Biz?

Post

İnsanlığın Ortak Mirası

Post

Eğitimde Uçurumun Kıyısında

Post

Karanlığı Biz Durdurabiliriz

Post

Ülkenin Sorunlarıyla Uğraşmak Zorundayız

Post

Tek Yumruk Olalım

Post

Fransa'da Maske Düştü

Post

Bay Başkan

Post

Gereğini Yapacağız

Post

Siyasi İktidarın Enkazı

Post

Kavşaktayız

Post

Amok Koşucusu Nereye Koşuyor?

Post

Fişi Çekmeye Hazır mıyız?

Post

Masalın Sonunu Getireceğiz

Post

İtalya’da Sandıktan Ne Çıktı?

Post

‘Kral Çıplak’ Diyelim Kralı Gönderelim

Post

Bu Kış Avrupa’da Bir Hayalet Dolaşır mı?

Post

Kapitalizm İçin İşler Yolunda Gitmiyor