Yeni Tarihsel Blok ve Karşı Hegemonya
Yeni Tarihsel Blok ve Karşı Hegemonya
Birinci bölümde ortaya koyduğumuz gibi, Türkiye bugün yalnızca bir hükümet değişikliği tartışmasıyla karşı karşıya değildir. Yaşanan kriz, devlet biçiminin, ekonomik yönelimlerin ve toplumsal ilişkilerin yeniden şekillendiği daha kapsamlı bir tarihsel dönüşümün parçasıdır.
Bu tür dönemlerde belirleyici olan yalnızca eski düzenin zayıflaması değildir. Asıl mesele, ortaya çıkan tarihsel boşluğu hangi toplumsal güçlerin dolduracağı ve nasıl bir siyasal yön inşa edeceğidir.
Çünkü hiçbir kriz kendiliğinden yeni bir toplum düzeni yaratmaz. Krizler, farklı siyasal projelerin mücadele ettiği açık alanlardır. Hangi güçlerin örgütlü olduğu, hangi program etrafında birleştiği ve hangi tarihsel perspektifi ortaya koyduğu belirleyici olur.
Tam da bu noktada temel sorun, yeni bir tarihsel blok oluşturma meselesidir.
Karşı Hegemonya ve Yeni Tarihsel Blok İhtiyacı
Gramsci’nin hegemonya kavramı, siyasal iktidarın yalnızca devlet aygıtlarının kontrolüyle açıklanamayacağını gösterir.
Egemenlik ilişkileri; eğitimde, kültürde, medyada, gündelik yaşamda ve toplumsal değerler alanında yeniden üretilir.
Bu nedenle gerçek bir siyasal dönüşüm yalnızca hükümetlerin değişmesiyle gerçekleşmez. Toplumun düşünme biçimlerini, örgütlenme kapasitesini ve gelecek tasavvurunu dönüştürecek daha geniş bir mücadeleyi gerektirir.
Karşı hegemonya tam da burada anlam kazanır.
Karşı hegemonya, mevcut iktidara karşı yalnızca seçim dönemlerinde ortaya çıkan bir muhalefet biçimi değildir. Toplumun farklı alanlarında gelişen mücadeleleri ortak bir tarihsel perspektif içinde birleştirme kapasitesidir.
İşyerlerinde, mahallelerde, üniversitelerde, sendikalarda, kadın hareketlerinde, ekoloji mücadelelerinde ve dayanışma ağlarında kurulan ilişkiler, gelecekteki siyasal dönüşümün toplumsal zeminini oluşturur.
Çünkü kalıcı değişimler yalnızca sandık sonuçlarıyla değil, toplumun kendi kolektif gücünü geliştirmesiyle mümkün olur.
Türkiye’nin ihtiyacı yalnızca yeni bir muhalefet ittifakı değildir. Asıl ihtiyaç; emekçileri, gençleri, kadınları, demokratik hak talepleri taşıyan toplumsal kesimleri ve farklı özgürlük mücadelelerini ortak bir gelecek perspektifi etrafında buluşturabilecek yeni bir tarihsel bloktur.
Bu blok, farklı toplumsal talepleri tek bir biçime indirgemek anlamına gelmez. Tam tersine, farklı mücadelelerin kendi özgünlüklerini koruyarak ortak bir demokratik ve emek eksenli yön içinde birleşebilmesi anlamına gelir.
Kürt Meselesi ve Demokratik Yeniden Kuruluş
Türkiye’nin geleceğini belirleyecek temel sorunlardan biri Kürt meselesidir.
Ancak bu mesele artık yalnızca Türkiye sınırları içinde ele alınabilecek bir konu değildir.
Suriye, Irak ve İran’daki gelişmeler; bölgesel güç mücadeleleri ve Ortadoğu’nun yeniden şekillenmesi, Kürt meselesini daha geniş bir tarihsel bağlamın parçası hâline getirmiştir.
Kürt meselesini yalnızca güvenlik politikaları üzerinden değerlendirmek, sorunun tarihsel ve siyasal niteliğini görünmez kılar.
Çünkü mesele yalnızca belirli bir toplumsal kesimin hak talepleri değildir. Aynı zamanda Türkiye’de devlet anlayışının, yurttaşlık tanımının ve demokrasi modelinin nasıl yeniden kurulacağı sorusudur.
Kalıcı bir demokratik çözüm; farklı kimliklerin, kültürlerin ve toplumsal kesimlerin eşit yurttaşlık temelinde kendilerini ifade edebildiği, demokratik katılım kanallarının güçlendiği bir siyasal düzenin kurulmasını gerektirir.
Bu nedenle Kürt halkının demokratik talepleri, emek mücadelesi, kadın özgürlüğü, gençlerin gelecek arayışı ve ekoloji mücadeleleri birbirinden kopuk başlıklar değildir.
Bunların tümü, mevcut toplumsal düzenin ürettiği eşitsizliklere, dışlanma biçimlerine ve iktidar ilişkilerine karşı gelişen farklı mücadele alanlarıdır.
Yeni bir tarihsel blok ancak bu farklı mücadelelerin ortak bir demokratik gelecek fikri etrafında buluşabilmesiyle kurulabilir.
Devrimci Siyasetin Güncelliği
Bugün devrimci siyasetin güncelliği tam da burada ortaya çıkmaktadır.
Siyasal iktidarın değişmesi elbette önemlidir. Ancak yalnızca yönetici kadroların değişmesi, toplumsal ilişkilerin ve üretim biçimlerinin temel çelişkilerini ortadan kaldırmaz.
Kapitalist toplumda siyasal krizlerin temelinde ekonomik ilişkiler, sınıfsal eşitsizlikler ve sermaye birikiminin yarattığı yapısal sorunlar bulunmaktadır.
Marx’ın kapitalizm çözümlemesinin temel önermelerinden biri, sermaye birikiminin kendi çelişkilerini sürekli yeniden üretmesidir.
Kapitalizm bir yandan üretici güçleri geliştirirken, diğer yandan eşitsizliği, güvencesizliği ve kriz eğilimlerini derinleştirir.
Bugün işçilerin yaşam koşulları, artan güvencesizlik, gelir dağılımındaki bozulma ve toplumsal eşitsizlikler yalnızca ekonomik meseleler değildir. Bunlar aynı zamanda siyasal iktidar ilişkilerinin maddi temelini oluşturan sorunlardır.
Bu nedenle emek alanını siyasal mücadelenin dışında bırakan yaklaşımlar, kapitalist düzenin temel işleyişini anlamakta yetersiz kalır.
Bağımsız devrimci siyaset, parlamenter mücadeleyi reddeden dar bir anlayış değildir. Tam tersine, parlamenter alanı toplumsal örgütlenme, sınıf mücadelesi ve demokratik kitle hareketleriyle tamamlayan bir siyasal perspektiftir.
Çünkü ekonomik krizlerin yarattığı toplumsal hoşnutsuzluklar kendiliğinden özgürleştirici sonuçlara ulaşmaz. Bu enerjinin hangi siyasal güç tarafından örgütleneceği belirleyicidir.
Öfke, farklı siyasal projeler tarafından farklı yönlere taşınabilir. Tarihsel mücadelede belirleyici olan, toplumsal hoşnutsuzluğun hangi sınıfsal perspektif ve örgütlenme biçimiyle birleşeceğidir.
Tarihsel Yön Sorunu
Türkiye bugün eski düzenin krizinden yeni bir siyasal yönün doğacağı tarihsel bir eşikten geçmektedir.
Ancak bu yön kendiliğinden ortaya çıkmayacaktır.
Geleceği belirleyecek olan; emekçilerin, gençlerin, kadınların, demokratik talepler taşıyan toplumsal kesimlerin ve farklı mücadele alanlarının kendi siyasal kapasitesini nasıl geliştireceğidir.
Marx’ın kapitalizm eleştirisi, Gramsci’nin hegemonya çözümlemesi ve Lenin’in örgüt anlayışı bugün yalnızca geçmişin teorik mirası değildir.
Bunlar, günümüz krizlerini anlamak ve yeni bir siyasal strateji geliştirmek için canlı araçlardır.
Bu mirasın önemi, hazır cevaplar sunmasından değil; toplumsal çelişkileri kavrama ve dönüştürme imkânı sağlamasından kaynaklanır.
Bugün temel soru şudur:
Türkiye’nin geleceğini eski düzenin sınırları içinde yeniden üreten güçler mi belirleyecek, yoksa toplumun farklı mücadelelerini ortak bir tarihsel proje etrafında birleştirebilecek yeni bir siyasal güç mü ortaya çıkacaktır?
Hegemonya mücadelesinin özü budur.
Çünkü tarihsel kriz dönemlerinde gelecek, kendiliğinden kurulmaz. Gelecek; örgütlü toplumsal güçlerin mücadelesiyle, hangi değerler etrafında birleşeceğiyle ve nasıl bir tarihsel yön oluşturacağıyla belirlenir.
Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.

















263416437.webp)






243429794.webp)
241725935.webp)









240907348.webp)





































250010549.webp)





252534979.webp)

250235831.webp)




251934370.webp)




253526889.webp)




262212379.webp)









































