Hakikat, Bilgi ve İktidar: Nereden Başlamalı?
Hakikat, Bilgi ve İktidar: Nereden Başlamalı?
Bugün bilgi her zamankinden daha yaygın; buna karşılık hakikat hiç olmadığı kadar bastırılmış durumda. Diplomalar çoğalıyor, akademik üretim artıyor, veri, rapor ve analizler hayatın her alanını kuşatıyor. Buna rağmen adalet ilerlemiyor; eşitsizlik derinleşiyor, sömürü ise daha karmaşık ve görünmez biçimler altında yeniden üretiliyor.
Bu bir çelişki değil, çağımızın temel siyasal gerçeklerinden biridir. Bilginin yaygınlaşmasına rağmen hakikatin geri çekilmesi rastlantısal değil; sınıfsal ve ideolojik bir yönelimin sonucudur.
Açlık artık sınıfsal bir suç olarak değil, bir “yönetim hatası” olarak sunuluyor. Yoksulluk, tarihsel ve yapısal bir sömürü ilişkisi olmaktan çıkarılıp bir “veri seti”ne indirgeniyor. Savaş, insanlığın ortak utancı olmaktan koparılarak “stratejik zorunluluk” adı altında meşrulaştırılıyor. Toplumsal yıkım ise siyasal ve sınıfsal bağlamından soyutlanarak teknik bir dile tercüme ediliyor.
Bu tablo kendiliğinden ortaya çıkmadı. Toplumsal sorunları siyasetten, sorumluluktan ve sınıf ilişkilerinden koparan bilinçli bir ideolojik çaba söz konusudur. Bugün asıl mesele yalnızca neyin yaşandığı değil; yaşananın nasıl adlandırıldığı, hangi kavramlarla anlamlandırıldığı ve hangi çıkarlar doğrultusunda sunulduğudur. Hakikat tam da bu kavramsal düzlemde görünmez kılınmaktadır.
Bilgi Kimin Hizmetinde?
Kapitalist toplumda iktisadi güç ve mülkiyet egemen sınıfların elindedir. Devlet aygıtı, hukuk sistemi ve zor araçları bu egemenliğin maddi dayanaklarını oluşturur. Ancak kapitalist düzen yalnızca baskıyla ayakta kalmaz; kendisini “akla uygun”, “bilimsel” ve “kaçınılmaz” gösteren güçlü bir ideolojik çerçeve de üretir.
Bu çerçevenin başlıca taşıyıcıları; hukuku yazanlar, normali tanımlayanlar, yıkımı “ilerleme”, talanı “kalkınma”, sömürüyü ise “verimlilik” olarak adlandıranlardır. Akademi, uzmanlık kurumları ve teknokratik bilgi üretimi, sermaye düzeninin çıkarlarını evrensel bir zorunluluk gibi sunmanın en etkili araçları hâline gelmiştir. Tarihsel ve sınıfsal olan, bu yolla doğal ve alternatifsiz gösterilmektedir.
Bu nedenle bilgi tarafsız değildir; belirli toplumsal ilişkiler içinde üretilir ve çoğu zaman egemen sınıfların çıkarlarına hizmet eder. “Bilimsel gereklilik”, “ekonomik rasyonalite” ve “alternatifsizlik” söylemleri, siyasal mücadeleyi sınırlandırmanın ideolojik biçimleridir. Bilginin siyasetten arındırılması, iktidarın en etkili araçlarından biridir.
Eğitim, Uzmanlık ve Rıza Üretimi
Kapitalizm yalnızca zorla değil, vaatle de yönetir. Ezilen sınıflara kolektif kurtuluş yerine dar ve seçici bir bireysel yükselme ihtimali sunar. Bu mekanizma büyük ölçüde eğitim sistemi üzerinden işler. Eğitim, özgürleştirici bir alan olmaktan çıkar; rekabeti normalleştiren, sınıfsal kopuşu derinleştiren ve sisteme uyumu teşvik eden bir aygıta dönüşür.
Uzmanlaşma derinleştikçe bilgi, emekçi sınıfların gündelik deneyimlerinden uzaklaşır. Teknik dil, yaşanan yıkımı görünmez kılar; siyasal sorumluluğu yönetenlerden ve sistemden alarak soyut süreçlere, modellere ve istatistiklere havale eder. Böylece sınıf ilişkileri tabloların ve grafiklerin arkasına gizlenir.
Bugün bilgi dolaşımı artmış olabilir; ancak bilgi toplumsallaşmamış, tersine dar uzmanlık alanlarına hapsedilmiştir. Toplum ise giderek edilgen bir izleyici konumuna itilmektedir.
Sessizlik, Mesafe ve Solun Sorumluluğu
Bu koşullar altında sosyalist solun önemli bir bölümünün ideolojik mücadele alanına mesafe koymuş olması rastlantı değildir. Bilgi–iktidar ilişkisi çoğu zaman tali bir başlık olarak ele alınmış, sınıf mücadelesi ise dar anlamda ekonomik taleplerle sınırlandırılmıştır. Sonuç olarak düşünsel alan, akademi ve uzmanlık rejimi büyük ölçüde egemen sınıflara terk edilmiştir.
Hakikatin görünmez hâle gelmesinde solun bu alanı ihmal etmesinin payı küçümsenemez. İdeolojik mücadeleyi tali görmek, teknik dili ve akademik meşruiyeti sermayenin güçlü araçlarından biri hâline getirmiştir. Bu yalnızca taktik bir hata değil, stratejik bir körlüktür. Çünkü ideolojik hegemonya sarsılmadan siyasal iktidar mücadelesinin başarıya ulaşması mümkün değildir.
Buna karşılık, sol içinde bilginin sınıfsal karakterini teşhir eden, akademi ve uzmanlık rejimini eleştiren ve ideolojik mücadeleyi kurucu bir alan olarak gören bir damar da vardır. Bu hatta göre mücadele yalnızca işyerlerinde ve sokakta değil; kavramlarda, dilde ve “bilim” adı altında kurulan iktidar ilişkilerinde de yürütülmelidir.
Program, Öncelik ve Siyasal İrade
Eleştiriyle yetinmek yeterli değildir. Asıl soru açıktır: Nereden başlamalı?
Her şeyden önce bilgi alanı yeniden politize edilmelidir. Akademi, uzmanlık ve teknik bilgi; sermayenin, şirketlerin ve devletin hizmetinden çıkarılarak emekçi sınıfların gerçek ihtiyaçlarıyla buluşturulmalıdır. Bilgi üretimi, tarafsızlık iddiası arkasına saklanan bir tahakküm aracı olmaktan çıkarılmadan gerçek bir dönüşüm mümkün değildir.
Bugün Türkiye’de son dönemde yaşanan toplumsal ve siyasal gelişmeler, bilgi, iktidar ve hakikat ilişkisini somut biçimde görünür kılmaktadır. Çeşitli uluslararası zirve ve güvenlik toplantıları öncesinde çok sayıda öğrenci, akademisyen, avukat, gazeteci, işçi ve emekçinin gözaltına alınması; kent yaşamının olağanüstü hâl koşullarını andıran güvenlik tedbirleriyle yeniden düzenlenmesi; esnafın işyerlerini kapatmak zorunda bırakılması ve kamusal alanlarda süren çeşitli direnişlerin görünmez kılınması, yalnızca “güvenlik” çerçevesiyle açıklanamaz. Bu uygulamalar, toplumsal muhalefetin siyasal alandan dışlanmasının ve kamusal alanın denetim altına alınmasının somut ifadeleridir.
Burada belirleyici olan yalnızca baskı değil, bu baskının nasıl meşrulaştırıldığıdır. Olağanüstü önlemler “kamu düzeni”, “güvenlik” ve “uluslararası sorumluluk” gibi kavramlarla sunulurken, siyasal tercihler teknik ve idari zorunluluklara indirgenmektedir. Böylece hakikat, bir kez daha iktidarın söylem alanı içinde yeniden tanımlanmaktadır.
Program, teknik öneriler toplamı değildir; aynı zamanda bir öncelikler dizisidir. Hangi çelişkiden başlanacağı, hangi talebin hangi toplumsal özneyi harekete geçireceği belirlenmeden program yalnızca bir metin yığını olarak kalır. Asgari ücret, güvencesizlik, yoksulluk, işsizlik ve sosyal güvenlik sorunları bugün de emekçi sınıfların en yakıcı gündemleri arasındadır. Bu başlıkları kitlesel bir toplumsal özneyle buluşturamayan hiçbir siyasal hat geniş bir karşılık üretemez.
Hakikati Geri Kazanmak
İdeolojik mücadele yeniden merkeze alınmalıdır. Açlık, yoksulluk, savaş ve baskı politikalarının teknik zorunluluklar değil, bilinçli siyasal tercihler olduğu açıkça ifade edilmelidir. Güvenlik rejimleri, olağanüstü tedbirler ve uluslararası zorunluluk söylemleri altında uygulanan baskı mekanizmalarının kaçınılmaz değil, belirli sınıfsal ve siyasal çıkarların ürünü olduğu teşhir edilmelidir. “Kaçınılmazlık”, “alternatifsizlik”, “güvenlik” ve “tarafsızlık” söylemleri sorgulanmadan egemenliğin ideolojik zemini sarsılamaz.
Son olarak, bu hattı taşıyacak örgütlü bir siyasal öznenin inşası zorunludur. Doğru analiz ve program, ancak onu hayata geçirecek toplumsal güçle birleştiğinde anlam kazanır. Sol, yalnızca itiraz eden değil; yön gösteren, çağıran ve örgütleyen bir konuma yerleşmek zorundadır. İktidar perspektifinden yoksun bir muhalefet, düzenin sınırları içinde dönüp durmaya mahkûmdur.
Hakikati geri kazanmak yalnızca düşünsel bir görev değil, aynı zamanda siyasal bir sorumluluktur. Bu sorumluluk, kamucu ve eşitlikçi bir programla, o programı hayata geçirecek örgütlü toplumsal iradenin birleşmesiyle yerine getirilebilir. Artık mesele yalnızca dünyayı yorumlamak değil; nereden başlayacağını bilen ve onu değiştirmeye cesaret eden bir siyasal hattı inşa etmektir.
Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.
















263416437.webp)








262212379.webp)




253526889.webp)







240907348.webp)









241725935.webp)
243429794.webp)








251934370.webp)




250235831.webp)

252534979.webp)





250010549.webp)



























































