Emperyalist Yeniden Paylaşım, Militarizm ve Sınıf Mücadelesi
Emperyalist Yeniden Paylaşım, Militarizm ve Sınıf Mücadelesi
Dünya Kapitalizminin Krizleri ve NATO’nun Yapısal Dönüşümü
Ankara’da gerçekleştirilmesi planlanan 2026 NATO Zirvesi, sıradan bir diplomatik toplantı değil; dünya kapitalizminin derinleşen krizleri, jeopolitik rekabetin sertleşmesi ve hızlanan silahlanma süreçleri bağlamında değerlendirilmesi gereken stratejik bir dönüm noktasıdır. Uluslararası sistem, Soğuk Savaş sonrası görece istikrar dönemini geride bırakmış; büyük güç rekabetinin belirgin biçimde yoğunlaştığı yeni bir evreye girmiştir.
Bu dönüşüm, kapitalist üretim tarzının yapısal krizleriyle doğrudan bağlantılıdır. 2008 finansal kriziyle derinleşen ekonomik kırılganlık, üretim zincirlerinin parçalanması, enerji krizleri ve tedarik hatlarındaki kırılmalar, emperyalist merkezler arasında yeni bir yeniden paylaşım sürecini tetiklemiştir. Bu bağlamda NATO, yalnızca askeri bir ittifak değil, bu yeniden yapılanmanın güvenlik ve zor aygıtı olarak işlev görmektedir.
Türkiye’de “uluslararası prestij” ve “stratejik merkez ülke” söylemleriyle sunulan zirve, gerçekte emperyalist sistemin yeniden yapılanma süreçlerinin bir parçasıdır. Bu nedenle Ankara Zirvesi’nin anlamı, yalnızca Türkiye’nin dış politika konumu üzerinden değil, küresel güç dengelerinin yeniden kurulması bağlamında ele alınmalıdır.
Marksist emperyalizm teorisi açısından emperyalizm, Lenin’in analizinde olduğu gibi, sermaye yoğunlaşması, tekelci yapıların egemenliği ve finans kapitalin küresel genişlemesiyle karakterize bir aşamadır. Bu aşamada ekonomik rekabet, kaçınılmaz biçimde siyasi ve askeri biçimler kazanır.
Bu çerçevede NATO, yalnızca bir savunma ittifakı değil, uluslararası kapitalist düzenin askeri-siyasal örgütlenme biçimlerinden biridir. Dolayısıyla NATO’ya ilişkin değerlendirme, devletler arası ilişkiler düzeyinde değil, sermaye–emek çelişkisi ve küresel sınıf ilişkileri bağlamında yapılmalıdır.
Bugün enerji hatları, kritik madenler, yarı iletkenler, yapay zekâ sistemleri ve küresel lojistik ağlar üzerindeki rekabet, emperyalist yeniden paylaşımın temel alanlarını oluşturmaktadır.
Soğuk Savaş’tan Küresel Müdahale Düzenine
NATO, Soğuk Savaş boyunca Sovyetler Birliği’ne karşı bir caydırıcılık mekanizması olarak yapılandırılmıştı. Ancak Sovyetler Birliği’nin çözülmesinin ardından ortadan kalkması beklenen ittifak, aksine küresel ölçekte genişleyen bir müdahale örgütüne dönüşmüştür.
1990’lardan itibaren Yugoslavya müdahalesi, Afganistan işgali ve Libya operasyonu, NATO’nun savunma sınırlarını aşarak doğrudan rejim değişikliklerine yönelen bir yapıya evrildiğini göstermektedir. Bu dönüşüm, kapitalist küreselleşmenin jeostratejik ihtiyaçlarıyla doğrudan bağlantılıdır.
Enerji koridorları, ticaret yolları ve stratejik bölgelerin kontrolü derinleştikçe, askeri ittifakların işlevi de genişlemiştir. Günümüzde NATO’nun faaliyet alanı yalnızca konvansiyonel askeri çatışmalarla sınırlı değildir; siber güvenlik, uzay teknolojileri, yapay zekâ destekli savaş sistemleri ve dijital altyapıların denetimi de ittifakın merkezine yerleşmiştir.
Bu durum, militarizmin yalnızca savaş alanında değil, toplumsal ve teknolojik yaşamın tüm alanlarında yeniden üretildiğini göstermektedir.
Emperyalist Rekabetin Yeni Evresi
ABD küresel hegemonyasını sürdürmeye çalışırken Çin ekonomik ve teknolojik bir merkez olarak yükselmektedir. Rusya ise Ukrayna savaşı sonrasında jeopolitik etkisini koruma mücadelesi vermektedir.
Bu tablo, çok kutupluluktan ziyade, çatışmalı bir yeniden paylaşım sürecine işaret etmektedir. Enerji kaynakları, yarı iletken üretimi, yapay zekâ altyapıları ve lojistik hatlar üzerindeki rekabet giderek daha fazla askeri karakter kazanmaktadır.
Bununla birlikte, emperyalist merkezlerin hareket kapasitesi mutlak değildir. Ortadoğu ve Doğu Avrupa’daki çatışmalar, askeri üstünlüğün tek başına kalıcı siyasal sonuçlar üretmekte sınırlı kaldığını göstermektedir. Bu durum, emperyalist sistemin iç çelişkilerini daha da derinleştirmektedir.
Müdahale, Parçalanma ve Süreklileşen Kriz
Ortadoğu, emperyalist müdahalelerin yoğunlaştığı başlıca coğrafyalardan biridir. Irak işgali, Libya’nın parçalanması, Suriye savaşı ve Filistin’de süregelen yıkım, bölgenin küresel kapitalist rekabetin doğrudan uzantısı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda ABD ve İsrail’in İran’a yönelik artan askeri ve hibrit gerilim politikaları, bölgedeki çatışma dinamiklerinin emperyalist rekabetin daha geniş çerçevesinde sürekli tırmandığını göstermektedir.
Bölgenin stratejik önemi yalnızca enerji kaynaklarından değil, Avrupa–Asya–Afrika geçiş hattındaki konumundan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle Ortadoğu’daki her kriz, küresel güç dengelerinin yeniden yapılandırılmasının bir parçasıdır.
Bununla birlikte bölge, emperyalist müdahale kapasitesinin sınırlarının en görünür hale geldiği alanlardan biridir. Uzun süreli işgaller ve vekâlet savaşları kalıcı istikrar üretmemekte, aksine süreklileşen bir kriz rejimi yaratmaktadır.
Bu durum, emperyalizmin hızlı ve düşük maliyetli siyasal sonuç üretme kapasitesinin tarihsel olarak zayıfladığını göstermektedir.
Kriz ve Militarizm
Kapitalist sistemin yapısal krizleri, militarizmi yeniden ve yeniden üretmektedir. Ekonomik durgunluk dönemleri tarihsel olarak silahlanma yarışlarının yoğunlaştığı evrelerle paralel ilerlemektedir.
Son yıllarda NATO ülkelerinde savunma harcamaları belirgin biçimde artmış, Avrupa’da yeniden silahlanma programları genişlemiştir. Savunma sanayii, küresel sermaye birikiminin en dinamik alanlarından biri haline gelmiştir.
Bu süreçte savaş ekonomisi; devlet aygıtı, finans kapital ve teknoloji tekelleri arasında iç içe geçmiş bir yapı oluşturmuştur. Silah üretimi, yapay zekâ sistemleri ve dijital güvenlik teknolojileri aynı birikim rejiminin parçaları haline gelmiştir.
Toplumsal düzeyde ise eğitim, sağlık ve sosyal hizmetlere ayrılması gereken kaynaklar giderek savaş ekonomisine aktarılmaktadır. Böylece militarizm, kapitalist yeniden üretimin yapısal bir bileşeni haline gelmektedir.
Türkiye ve Sınıfsal Boyut
Türkiye’nin NATO içindeki konumu çoğu zaman jeopolitik çerçevede ele alınsa da, belirleyici olan sınıfsal ilişkiler ve toplumsal bölüşüm düzenidir.
Artan askeri harcamalar, kamu bütçesinin yapısını doğrudan etkilemekte; sosyal harcamalar ile savunma bütçesi arasındaki denge giderek emekçi sınıflar aleyhine bozulmaktadır.
Düşük ücretler, işsizlik ve yaşam maliyetlerindeki artış sürerken, militarizmin ekonomik yükü doğrudan alt sınıflar tarafından taşınmaktadır. Bu nedenle NATO tartışması aynı zamanda bir sınıf mücadelesi ve bütçe tercihleri meselesidir.
Devlet bütçesinin önceliklerinin savaş ekonomisine göre şekillenmesi, sermaye birikiminin militarist yönünü güçlendirmektedir.
Halkların Alternatifi
Dünya, savaşlar, zorunlu göçler ve ekolojik yıkımın belirlediği tarihsel bir kriz döneminden geçmektedir. Bu süreçte halkların çıkarları ile emperyalist güçlerin stratejik hesapları arasındaki çelişki daha da keskinleşmektedir.
Kalıcı barış, yalnızca savaşların sona ermesi değil; sömürü ve eşitsizlik ilişkilerinin ortadan kaldırılmasıyla mümkündür. Bu nedenle anti-emperyalist mücadele, yalnızca savaş karşıtlığı değil, bu savaşları üreten kapitalist yapının tasfiyesini hedeflemek zorundadır.
Bugün işçiler, gençler, kadınlar ve ezilen halklar tarafından yükselen savaş karşıtı eğilimler, militarizme karşı toplumsal bir karşıtlığın oluştuğunu göstermektedir.
Sonuç
Ankara NATO Zirvesi, emperyalist rekabetin sertleştiği, silahlanma yarışının hızlandığı ve küresel güç dengelerinin yeniden kurulduğu bir tarihsel eşikte gerçekleşmektedir. Bu yönüyle zirve, uluslararası sistemin geleceğine dair kritik bir politik uğraktır.
Ukrayna’dan Ortadoğu’ya uzanan çatışmalar, kapitalist kriz ile militarizm arasındaki yapısal bağı açık biçimde ortaya koymaktadır. Aynı zamanda emperyalist merkezlerin sınırsız bir güç kapasitesine sahip olmadığı da giderek daha görünür hale gelmektedir.
Bugün temel çelişki; silahlanma ve bloklaşma ile barış, eşitlik ve halkların dayanışması arasındadır. Bu çelişki yalnızca diplomatik değil, tarihsel ve sınıfsal bir mücadele karakteri taşımaktadır.
Emperyalist sistem krizlerini savaş yoluyla yönetmeye çalışırken, gerçek alternatif işçi sınıfının ve ezilen halkların uluslararası dayanışmasında yatmaktadır. NATO’nun temsil ettiği militarist yönelim, halkların değil sermayenin çıkarlarını korumaktadır.
Bu nedenle çözüm, askeri ittifakların içinde değil, onlara karşı örgütlenecek toplumsal mücadelede yatmaktadır. Emperyalizme ve militarizme karşı mücadele, aynı zamanda insanlığın geleceğini savunma mücadelesidir.
Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.













263416437.webp)



262212379.webp)









243429794.webp)
241725935.webp)









240907348.webp)





































250010549.webp)





252534979.webp)

250235831.webp)




251934370.webp)




253526889.webp)

































