Post

Mantık Çarpıtılması

Kürt Sorununu Bugünün Toplumsal ve Siyasal İlişkileri İçinden Yeniden Düşünmek

Öğretmen: Si Fu, bize felsefenin ana sorunlarını anlat.

Si Fu: Nesneler bizim dışımızda, kendileri için, aynı zamanda biz olmaksızın mı vardır, bizimle birlikte midir?

Öğretmen: Hangi düşünce doğru peki?

Si Fu: Daha bir sonuca varılamadı.

Öğretmen: Filozofların çoğunluğu en sonunda hangi düşünceye daha çok eğilim gösteriyorlar?

Si Fu: Nesneler bizim dışımızda, kendileri için, aynı zamanda biz olmaksızın vardırlar.

Öğretmen: Sorun neden çözümsüz kaldı?

Si Fu: Soruna bir çözüm getirecek olan kongre, iki yüzyıldan beri olduğu gibi, San Irmağın kıyısındaki Mi Sang tapınağında toplandı. Soru şöyleydi: San Irmak gerçek mi, yoksa yalnız kafalarda mı var? Kongre sırasında San Irmak, dağlardaki karın erimesi yüzünden taştı ve tüm kongre üyeleri ile götürdü. Böylece nesnelerin bizim dışımızda, kendileri için aynı zamanda biz olmaksızın var oldukları kanıtlanamadı.

(Turandot ve Aklayıcılar Kongresi, Bertolt Brecht, Kaynak Yayınları.)

Brecht'in bu kısa anlatısı, düşüncenin gerçeklikle ilişkisine dair basit ama güçlü bir uyarıdır: Gerçekliği açıklamak için kurulan kavramlar, bir süre sonra gerçekliğin kendisinin yerine geçebilir. O noktadan sonra düşünce, dünyayı anlamaya değil, kendi kurduğu açıklamanın tutarlılığını kanıtlamaya başlayabilir.

Kürt sorununu bugün tartışırken karşılaşılan temel güçlüklerden biri de budur.

Mesele yalnızca eski kavramların eskimiş olması değildir. Asıl mesele, değişen toplumsal ilişkileri değişmemiş bir gerçekliğin kavramlarıyla açıklamaya çalışmaktır.

Çünkü değişen yalnızca siyasal aktörler değildir. Üretim ilişkileri, sınıfsal yapı, emek rejimleri, kentleşme, göç, toplumsal yeniden üretim, siyasal temsil biçimleri ve uluslararası sermayenin bölgesel hareket tarzı da değişmiştir.

Bu nedenle Kürt sorununu yeniden düşünmek, geçmişin tartışmalarını bugünün kelimeleriyle tekrar etmekten ibaret olamaz. Sorunun üzerinde yükseldiği maddi ve toplumsal zeminin kendisini yeniden incelemek gerekir.

Değişen toplumsal zemin

Kürt sorununu yalnızca kimlik, güvenlik, demokrasi veya emperyalizm kategorilerinden biriyle açıklamak, farklı düzeylerdeki gerçeklikleri tek bir nedene indirgemek olur.

Toplumsal sorunlar böyle işlemez.

Son birkaç on yılda Türkiye'nin ekonomik ve toplumsal yapısında meydana gelen dönüşümler, Kürt meselesinin üzerinde yükseldiği zemini de değiştirdi. Neoliberal yeniden yapılanma, tarımsal yapının çözülmesi, kentleşme, emek piyasalarının esnekleşmesi, kitlesel göç ve yeni sermaye birikim biçimleri Kürt toplumunun sınıfsal ve mekânsal yapısını dönüştürdü.

Dolayısıyla bugün “Kürt toplumu”ndan söz ederken homojen bir toplumsal bütün varsaymak mümkün değildir.

Ücretli emekçiler, küçük üreticiler, sermaye sahipleri, kamu çalışanları, işsiz gençler, profesyonel meslek grupları ve farklı kentleşme deneyimlerine sahip kesimler aynı ulusal aidiyeti paylaşabilir; fakat aynı ekonomik konumda değildir.

Bu durum ulusal sorunun önemini azaltmaz. Tam tersine, soruyu daha karmaşık hâle getirir:

Ulusal aidiyet ile sınıfsal konum hangi koşullarda birbirine eklemlenmektedir?

Marksist analiz açısından temel mesele budur.

Üretim ilişkileri ve toplumsal yeniden üretim

Kürt sorununu yalnızca siyasal haklar alanında ele almak eksik kalır. Fakat onu yalnızca ekonomik geri kalmışlığın sonucu olarak açıklamak da aynı ölçüde yetersizdir.

Üretim ilişkileri bu iki alanın birbirinden ayrılamayacağını gösterir.

Bir bölgenin hangi sektörlere bağlandığı, sermayenin nerelerde yoğunlaştığı, emeğin nasıl örgütlendiği, tarımsal üretimin nasıl dönüştüğü ve genç nüfusun hangi koşullarda işgücüne katıldığı siyasal ilişkilerden bağımsız değildir.

Bölgesel eşitsizlik bu nedenle yalnızca gelir farkı değildir. Sermayenin mekânsal örgütlenmesi, istihdam biçimleri, kamu hizmetleri, eğitim, göç ve toplumsal yeniden üretim koşullarıyla birlikte değerlendirilmelidir.

Burada soru yalnızca “bölgeye ne kadar yatırım yapıldığı” değildir. Daha temel soru şudur:

Nasıl bir üretim modeli kuruluyor ve bu model hangi sınıfsal ilişkileri yeniden üretiyor?

Çünkü sermaye yatırımı ile toplumsal gelişme aynı şey değildir. Bir bölgeye sermaye girişi eşitsizlikleri kendiliğinden ortadan kaldırmaz; yatırımın niteliğine bağlı olarak düşük ücretli, güvencesiz veya bağımlı emek biçimlerini de yeniden üretebilir.

Bu nedenle ekonomik kalkınma meselesi, sınıfsal ilişkilerden bağımsız bir teknik kalkınma sorunu olarak ele alınamaz.

Ulusal kimlik ve sınıfsal farklılaşma

Ulusal sorun ile sınıf sorununun birbirinin yerine geçirilmesi teorik bir çıkmaz yaratır.

Ulusal kimlik; dil, tarih, kültür, siyasal aidiyet ve ortak toplumsal deneyim üzerinden güçlü bir kolektif bağ yaratabilir. Fakat aynı kimlik altında bulunan insanların üretim sürecindeki konumları aynı değildir.

Bir işçi ile sermaye sahibi aynı ulusal kimliği paylaşabilir; ancak ekonomik çıkarları farklıdır.

Bunun tersi de geçerlidir: Sınıfsal konum, ulusal veya kültürel eşitsizliklerin kendiliğinden ortadan kalkmasını sağlamaz.

Dolayısıyla Marksist yaklaşımın görevi bu iki düzlemden birini diğerine indirgemek değil, aralarındaki somut bağlantıyı açıklamaktır.

Bu bağlantı, özellikle siyasal temsil alanında görünür hâle gelir. Bir ulusal hareket farklı sınıfsal kesimleri ortak bir siyasal kimlik altında birleştirebilir. Bu birleşmenin hangi talepler etrafında kurulduğu ve hangi toplumsal çıkarları öne çıkardığı ise ayrıca incelenmelidir.

Güvenlikten siyasete, siyasetten toplumsal ilişkilere

Kürt sorununun uzun süre güvenlik merkezli bir çerçevede ele alınması, meselenin toplumsal ve siyasal boyutlarının geri plana itilmesine yol açtı.

Bir sorun güvenlik kategorisi içinde tanımlandığında, farklı nitelikteki talepler aynı güvenlik mantığı içinde değerlendirilebilir. Böylece siyasal taleplerin içeriği yerine tehdit kategorisi öne çıkar.

Ancak güvenlik sorunlarının varlığını yok saymak da gerçekliği açıklamaz. Silahlı çatışma, şiddet ve güvenlik politikaları Kürt meselesinin tarihsel deneyiminin somut parçalarıdır.

Sorun, bunların bütün açıklamanın yerine geçirilmesidir.

Güvenlik siyaseti yalnızca sonuç üretmez; devlet-toplum ilişkilerini de yeniden biçimlendirir. Siyasal alanın daralması, yerel yönetimlerin işleyişi, kamusal kaynakların dağılımı ve gündelik hayat üzerindeki idari düzenlemeler bu çerçevede değerlendirilmelidir.

Bu nedenle demokratikleşme meselesi yalnızca hukuki değişiklikler toplamı değildir. Aynı zamanda devlet ile toplum arasındaki ilişkinin nasıl örgütlendiği sorusudur.

Temsil ve hegemonya

Bugün Kürt sorununu anlamak için yalnızca devletin ne yaptığına bakmak yeterli değildir. Toplumsal taleplerin nasıl temsil edildiği de sorunun bir parçasıdır.

Temsil, toplumsal gerçekliğin doğrudan aynası değildir. Talepleri seçer, onları belirli bir siyasal dil içinde birleştirir ve bazılarını diğerlerinden daha görünür hâle getirir.

Bu nedenle “Kürtlerin iradesi” gibi yekpare ifadeler dikkatle ele alınmalıdır. Kürt toplumu sınıfsal, kuşaksal, bölgesel ve siyasal olarak farklılaşmıştır. Hiçbir siyasal aktörün bu farklılıkların tamamını kendiliğinden temsil ettiği varsayılamaz.

Burada Gramsci'nin hegemonya kavramı açıklayıcıdır.

Hegemonya, farklı toplumsal çıkarların ortak bir siyasal anlam dünyası içinde birleştirilmesini ifade eder. Dolayısıyla mesele yalnızca hangi taleplerin bulunduğu değil, hangi taleplerin ortak ve meşru bir siyasal programa dönüştürülebildiğidir.

Bu yaklaşım, hem devlet politikalarının hem de Kürt siyasal hareketlerinin toplumsal etkisini daha somut biçimde incelemeyi mümkün kılar.

Barışın toplumsal içeriği

Barışı yalnızca silahlı çatışmanın sona ermesi olarak tanımlamak da sorunu daraltır.

Çatışmanın sona ermesi önemli bir siyasal dönüşüm olabilir; fakat toplumsal ilişkilerin kendiliğinden değiştiği anlamına gelmez.

Eğer bölgesel eşitsizlikler, siyasal dışlanma, güvencesiz emek, toplumsal yeniden üretim sorunları ve yurttaşlık alanındaki gerilimler devam ediyorsa, çatışmasızlık ile toplumsal çözüm arasında hâlâ bir mesafe vardır.

Bu nedenle barışı toplumsal ilişkilerin yeniden kurulması olarak düşünmek gerekir.

Buradaki mesele yalnızca devlet ile siyasal aktörler arasındaki ilişki değildir. İnsanların çalışma, yaşama, yerleşme, eğitim alma ve siyasal karar süreçlerine katılma koşulları da barışın toplumsal içeriğinin parçasıdır.

Böyle bakıldığında barış, yalnızca bir müzakere başlığı değil; üretim, bölüşüm, yurttaşlık ve temsil ilişkilerinin yeniden düzenlenmesi meselesidir.

Emperyalizmi yeniden düşünmek

Kürt sorununu uluslararası güç ilişkilerinden koparmak mümkün değildir. Ancak emperyalizmi yalnızca dışarıdan gelen bir müdahale olarak kavramak da açıklama gücünü sınırlar.

Günümüz emperyalist ilişkileri sermaye hareketleri, finans, enerji ve lojistik hatları, bölgesel güvenlik mimarileri, devletlerarası rekabet ve askeri müdahaleler üzerinden birlikte işler.

Bu nedenle dış güçlerin bölgeye yönelik müdahaleleri elbette incelenmelidir. Fakat her gelişmeyi dış müdahalenin doğrudan sonucu olarak açıklamak, içerideki sınıfsal ve siyasal çelişkileri görünmez hâle getirebilir.

Asıl mesele, uluslararası ilişkiler ile iç toplumsal yapı arasındaki bağlantıyı kurmaktır.

Uluslararası sermaye, devlet, bölgesel sermaye grupları ve emek piyasaları birbirinden bağımsız alanlar değildir. Emperyalist ilişkilerin somut etkisi, bu bağlantıların içinde ortaya çıkar.

Dolayısıyla emperyalizm, iç çelişkilerin yerine konulacak tek açıklama değil; bu çelişkilerin uluslararası kapitalist sistemle hangi biçimlerde eklemlendiğini açıklayan bir düzey olarak ele alınmalıdır.

Teorinin gerçeklikle sınavı

Geçmişte sol içinde yaşanan tartışmaların önemli bir bölümü, gerçekliğin önceden kurulmuş teorik şemalara uydurulması tehlikesi etrafında dönüyordu.

Bugün aynı sorun farklı kavramlarla yeniden ortaya çıkabilir.

Bir gelişmeyi bütünüyle dış müdahaleye bağlamak da, belirli bir siyasal aktörün attığı her adımı toplumsal ilerlemenin kendisi saymak da aynı metodolojik probleme yol açabilir:

Gerçekliği açıklamak yerine, gerçekliği hazır bir açıklamaya uydurmak.

Brecht'in hikâyesi tam burada yeniden anlam kazanır.

San Irmağı hakkında tartışan kongre, ırmağın kendisini hesaba katmayı unutmuştur.

Bugün de teorik tartışmaların gerçek toplumsal hareketten kopması aynı sonucu doğurabilir.

Oysa toplumsal gerçeklik sabit değildir.

Üretim biçimleri, sınıf ilişkileri, sermaye birikimi, kentleşme, göç, siyasal temsil ve devlet-toplum ilişkileri değişir. Bu değişim, daha önce kurulmuş açıklamaların yeniden sınanmasını zorunlu kılar.

Teorinin görevi değişen gerçekliği eski kategorilere zorla yerleştirmek değil, değişimin kendi mantığını kavramaktır.

Sonuç. Irmağın kendisini görmek

Kürt sorununu bugün yeniden düşünmek, geçmişin bütün kavramlarını terk etmek anlamına gelmez. Fakat geçmişte kurulmuş açıklamaları dokunulmaz kabul etmek de Marksist bir yöntem değildir.

Marx'ın Feuerbach Üzerine Tezler'inde özellikle pratik ile düşünce arasındaki ilişkiye yaptığı vurgu, teorinin toplumsal pratiğin dışında ve ondan bağımsız bir konuma yerleştirilemeyeceğini hatırlatır.

Bu nedenle bugün ihtiyaç duyulan şey, hazır bir siyasal formülü tekrarlamak değil, sorunun maddi temelini yeniden araştırmaktır.

Kürt sorununun bugünkü biçimini anlamak için üretim ilişkileri ile ulusal kimliği, sınıf yapısı ile yurttaşlığı, bölgesel eşitsizlik ile sermaye birikimini, güvenlik siyaseti ile devlet-toplum ilişkisini, temsil ile toplumsal farklılaşmayı ve bütün bunları uluslararası kapitalist sistemle birlikte düşünmek gerekir.

Bunlardan herhangi birini diğerlerinin yerine koymak açıklamayı kolaylaştırabilir; fakat gerçekliği eksiltir.

Asıl teorik mesele, bu farklı düzeylerin birbirleriyle nasıl ilişkilendiğini gösterebilmektir.

Brecht'in hikâyesindeki kongre üyeleri San Irmağı hakkında hüküm vermeye çalışırken ırmağın kendisini unuturlar.

Bugün de benzer bir tehlike vardır:

Gerçekliğin yerine açıklamayı koymak.

Oysa ırmak akmaktadır.

Toplum değişmektedir.

Sınıflar yeniden biçimlenmektedir.

Üretim ilişkileri dönüşmektedir.

Siyasal özneler yeniden kurulmaktadır.

Dolayısıyla teori de bu hareketin içinde yeniden sınanmak zorundadır.

Mesele, gerçeği düşünceye uydurmak değil; düşünceyi gerçeğin hareketini kavrayabilecek hâle getirmektir.

 

 

Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.

İlgili Yazılar

Post

Mantık Çarpıtılması

Post

Berlin’de Sandık Değişti. Somut Program Seçmenin Yönünü Çevirdi

Post

Ailem Güvende, Ya Yurttaş?

Post

Faşizm İktidara Gelmeden Önce Kazanır

Post

Hayatı Geri Almak

Post

Zenginliğin Soyu, Yoksulluğun Kaderi

Post

Kral Çıplak

Post

Barışın Yönünü Kim Belirleyecek?

Post

Krizden Kim Çıkacak? Kendi Gücünü Yaratan Bir Sınıf

Post

Çerçeve Yasa Sonrası Yeni Siyasal Zemin

Post

Kendi Havasını Yaratan Ateş

Post

Yeni Tarihsel Blok ve Karşı Hegemonya

Post

Hegemonya Krizi Çağında Türkiye: Devlet Biçiminin Dönüşümü ve Yeni Tarihsel Eşik

Post

Kriz ve Direniş

Post

Kriz Çağında Emek ve Sosyalizm Türkiye’de Eşitsizlik, Düzen ve Gelecek Mücadelesi

Post

Butlan Rejimi, Devlet Aklı ve Yoksulluğun Gölgesinde Türkiye

Post

Parçalı İsyanlar ve Krizin Yönetimi

Post

Emperyalist Kriz ve Sınıf Mücadelesi. NATO, Ortadoğu ve Türkiye

Post

Sistem, Mezhep ve Sınıf

Post

Fırtınayı Beklemek Değil, Dünyanın Tozunu Atmak

Post

Madencilerin Direnişi ve Düzenin Gerçeği

Post

Hakikat, Bilgi ve İktidar: Nereden Başlamalı?

Post

Emperyalist Yeniden Paylaşım, Militarizm ve Sınıf Mücadelesi

Post

Türkiye Sosyalist Hareketi Neden Yenilenmek Zorunda?

Post

Rejimin Yeniden Yapılanması Karşısında Devrimci Alternatif

Post

Meydanlardan Yükselen Direniş

Post

NATO Zirvesi. Emperyalist Savaş Düzeni ve Halkın Alternatifi

Post

Zirvelerin Takvimi Değil, Hayatın Ritmi

Post

Siyah Ayaklar, Beyaz Düzen

Post

Faşist Hareketi Besleyen Politikalar

Post

Kapitalizmin Yolu Savaşlara Çıkıyor

Post

Karanlıktan Çıkışın Yolu

Post

Basın Özgürlüğünü Savunalım

Post

Savaşların Karşısındaki Gençlik

Post

Gezi’nin Gücü, İktidarın Korkusu

Post

Avrupa’da Faşizm Hayaleti mi Dolaşıyor?

Post

İktidarın Krizi, Milliyetçilerin Saldırıları

Post

Yoksulluğun Karşısında Somut Politik Program

Post

İddiasını Yitirmiş Sosyalist Hareket

Post

Ortadoğu'nun Felaketi, İsrail

Post

Bir AKP Politikası: Sorunu Çözme, Ortadan Kaldır

Post

Gemisini Kurtaran Kaptan Olamayız

Post

Devrimin Güncelliği

Post

Yönetememe Krizinin Sonucu: Anayasa Tartışması

Post

Bölgesel Savaşlar Denklemi

Post

Yönetememe Krizi Derinleşiyor

Post

Sağlık Kamusal Bir Haktır

Post

Halkların Mücadelesi

Post

Bir Çöküş Hikayesi

Post

Tarihsel Çelişki

Post

Zor Zamanlar Devrimci Eylemi Gerektirir

Post

Suriye’deki Senaryolar

Post

İdeolojik Manipülasyonlarla Mücadelenin Yolu

Post

Gezi Güncelliğini Koruyor

Post

Yargı Bağımsızlığı Ayaklar Altında

Post

Gözde Sermayedarlar Devri

Post

“Güler Yüzlü Kapitalizm” Maskesi

Post

Farklı Mücadeleleri Kesiştirmek İçin

Post

Otoriterleşen Rejimlere Bakış

Post

Sosyalist Bir Alternatif İçin

Post

Gençlik Bu Düzene Direniyor

Post

Trump’ın Küresel Göçmen Politikalarıyla Faşizme Giden Yolu

Post

1968’den Bugüne Mücadelenin Sürekliliği

Post

Türkiye: Kriz, Direniş ve Gelecek

Post

Kapitalizmin Dijital Ağlarında Bir Heyula Dolaşıyor

Post

Ortadoğu’daki Çatışmaların Jeopolitik Sonuçları

Post

Kapitalizmin Çöküşüne Karşı Radikal Bir Yol Arayışı

Post

Filistin Direniyor, Dünya Suça Ortak Oluyor

Post

Krizin Derinliğinde Yaşayanlar, Direnişin Ucunda Yürüyenler

Post

Trump’ın Avrupa’sı: Faşizm, Savaş ve Yeni Düzen

Post

Gelişen Direnişlerin Dönüştürücü Potansiyeli

Post

Yıkılmayan Kentler İçin Rant Düzenini Yıkmalıyız

Post

Kilitlenme

Post

Yeni Egemenlik Rejimi

Post

Yaşamak İçin Direnmek Zorundayız

Post

Ortadoğu’da Yeni Oyun, Eski Hesaplar

Post

Zihinleri Teslim Alamazsınız

Post

Ortadoğu’da Dönüşüm ve Yeni Paradigmalar

Post

Avrupa’da Militarist Restorasyon ve Sınıf Savaşı

Post

Kriz Rejimi ve Direnişin Toplumsal Zemini

Post

CHP’ye Operasyonlar, Rejimin Krizi ve Emek Cephesi İhtiyacı

Post

Direnişi Susturamazsınız Gazze, Halkların Ortak İsyanıdır

Post

Kürt Sorunu Silahlı Mücadeleden Siyasal Yeniden Kuruluşa

Post

Ortadoğu’da Emperyalist Kaosun Anatomisi

Post

Devrimci Örgütlenme ve Kurucu Strateji

Post

Geçmişten Geleceğe Kürt Mücadelesi Tarihi

Post

Yeni Müesses Nizamın Krizi, Direnişin Praksisi

Post

Doğa Yanıyor, Rejim Susuyor

Post

Tarihsel Kırılma ve Devrimci Yeniden İnşa

Post

Bu Düzen Çöküyor, Devrimciler Ne Yapmalı? Nasıl Yapmalı?

Post

Yeni Paylaşım Savaşı ve Halkların Direniş Hattı

Post

Sistem Çöküyor Kopuşun Zamanı Şimdi

Post

Mütevazı Bir Teklif 5.0

Post

Cumhuriyetin Çöküşü

Post

Kapitalist Çürüme ve Devrimci Program İhtiyacı

Post

Eğitimde Gericileşme ve Patriyarkanın Yeni Formları

Post

Kayyum Siyaseti ve Solun Sessizliği

Post

Faşizm ve Emperyalist Krizin Küresel Boyutu

Post

Çürüyen Düzenin Ortak Kaderi

Post

Meşruiyeti Çöken Düzen, Yükselen Devrim İhtimali

Post

Gazze Emperyalizm, Soykırım ve Direniş

Post

Kürt Meselesi ve Devrim

Post

Büyük Hırsızların Cumhuriyeti

Post

Karanlık Kentler

Post

Yaşlı Adamların Dünyası ve Doğan Tarihsel Özneler

Post

Kürt Meselesi ve Devletçi Paradigma

Post

Maskenin Ardından Bakmak

Post

Sömürü Ağları ve Sınırların Ötesindeki Emek

Post

Gerçeklikten Kaçışın Politik Anlamı

Post

EĞİTİM DEĞİL EMEK

Post

Panik ve Umut

Post

EMPERYALİST SAVAŞ VE TAHAKKÜM DÜZENİ

Post

İstisna Rejimi

Post

Kapitalizmin Derin Krizi ve İsviçre’de Emekçi Direnişinin Yükselişi

Post

Dünyayı Biz Kuracağız. Gençliğin Sınıfsal, Politik ve Örgütsel Görevi

Post

NATO ve 21. Yüzyılın Hegemonik Oyunları

Post

Küresel Kriz, Emperyalist Rekabet ve Savaşın Ufku

Post

İlke ile Refleks Arasında

Post

Türkiye’de Yoksulluk. Ekonomik Bir Hata mı, Bilinçli Bir Emek Rejimi mi?

Post

Faşizmin Yeniden Biçimlenmesi. Kriz Devleti, Hegemonya ve Türkiye

Post

Genişleyen Sınıf Kendi Adıyla Konuşuyor

Post

İktidarın Çürümesi ve Gürültünün Siyaseti

Post

Kapitalist Kriz ve Halkların Direnişi

Post

Hafızanın Keskinliği, Çelişkinin İzleri. Yalçın Küçük Üzerine

Post

Kapitalizmin Gıda Krizi

Post

Yıkıma Karşı Birlikte Mücadele

Post

Krizi Ancak Mücadele Aşabilir

Post

Kapitalizmin Krizleri

Post

Kapitalizmin İçinden Bir Olgu: Faşizm

Post

İnsanlığın Seçimi

Post

Yeni Bir Yüzyıl

Post

Emperyalizmin Savaştan Başka Planı Yok

Post

Tespit ve Çözüm

Post

Emperyalizmin Göçmen Planı

Post

Koşullar Mükemmel, Ya Biz?

Post

İnsanlığın Ortak Mirası

Post

Eğitimde Uçurumun Kıyısında

Post

Karanlığı Biz Durdurabiliriz

Post

Ülkenin Sorunlarıyla Uğraşmak Zorundayız

Post

Tek Yumruk Olalım

Post

Fransa'da Maske Düştü

Post

Bay Başkan

Post

Gereğini Yapacağız

Post

Siyasi İktidarın Enkazı

Post

Kavşaktayız

Post

Amok Koşucusu Nereye Koşuyor?

Post

Fişi Çekmeye Hazır mıyız?

Post

Masalın Sonunu Getireceğiz

Post

İtalya’da Sandıktan Ne Çıktı?

Post

‘Kral Çıplak’ Diyelim Kralı Gönderelim

Post

Bu Kış Avrupa’da Bir Hayalet Dolaşır mı?

Post

Kapitalizm İçin İşler Yolunda Gitmiyor