Çerçeve Yasa Sonrası Yeni Siyasal Zemin
Çerçeve Yasa Sonrası Yeni Siyasal Zemin
Türk ve Kürt İşçilerinin Birleşik Sosyalist Mücadelesi
Türkiye’de Kürt meselesi açısından yeni bir siyasal eşikten geçiliyor. Çerçeve yasa tartışmaları bu eşiğin en görünür başlıklarından biri. Silahsızlanma sürecinin hukuki çerçevesi, örgüt mensuplarının hukuki durumu ve çatışmanın siyasal-hukuki bir zemine taşınması bakımından gündeme gelen düzenlemeler, uzun yıllar güvenlik politikaları ekseninde yürütülen bir sorunun artık farklı araçlarla ele alınmak zorunda olduğunu gösteriyor.
Fakat temel ayrımı baştan yapmak gerekiyor: Çerçeve yasa Kürt sorununu çözmüş değildir.
Kürt sorununun tarihsel, siyasal, demokratik ve toplumsal boyutları tek bir yasal düzenlemenin sınırlarından çok daha geniştir. Silahsızlanmanın hukuki güvenceye alınması, örgüt mensuplarının hukuki statüsünün belirlenmesi ve çatışmanın sona erdirilmesine yönelik adımlar önemlidir. Ancak bunlar Kürt halkının eşit yurttaşlık, demokratik temsil, dil, kimlik, özgür siyaset ve yerel demokrasi gibi taleplerinin tamamına kendiliğinden cevap vermez.
Bununla birlikte çerçeve yasayı yalnızca teknik bir düzenleme olarak görmek de yanlıştır. Devlet, yıllarca esas olarak güvenlik ve zor politikalarıyla yönetmeye çalıştığı bir meseleyi yeni hukuki ve siyasal araçlarla ele almak zorunda kalıyorsa, ortada önemli bir siyasal değişim vardır.
Dolayısıyla çerçeve yasa yeni dönemin kendisi değil, yeni bir siyasal alanın açıldığı eşiği ifade etmektedir. Bu alanın hangi toplumsal güçlerin lehine kullanılacağını ise mücadele belirleyecektir.
Devletin hesabı var, emekçilerin de olmalı
Devletin ve iktidarın bu sürece kendi ihtiyaçları doğrultusunda yaklaşması doğaldır. Çatışmanın yarattığı siyasal ve ekonomik maliyetleri azaltmak, yönetme kapasitesini yeniden kurmak ve yeni koşullara uygun bir siyasal düzen oluşturmak isteyebilirler. Sermaye de kendi çıkarları doğrultusunda yeni koşullara uyum sağlayacaktır.
Bunları görmek, sürecin siyasal değerini ortadan kaldırmaz.
Çünkü siyasette yalnızca aktörlerin niyetlerine değil, hangi toplumsal koşulların hangi adımları zorunlu hale getirdiğine ve ortaya çıkan alanın hangi mücadelelerin sonucu olduğuna bakmak gerekir.
Kürt halkının onlarca yıla yayılan mücadelesi Türkiye’de siyasal sınırları değiştiren en önemli toplumsal dinamiklerden biri olmuştur. Dün esas olarak güvenlik başlığı altında konuşulabilen bir meselenin bugün silahsızlanma, hukuki statü, demokratik siyaset, barış ve siyasal çözüm başlıklarıyla tartışılması kendiliğinden ortaya çıkmamıştır. Bu değişim, Kürt halkının mücadelesinin yarattığı siyasal ve toplumsal basıncın sonuçlarından biridir.
Tam da bu nedenle emekçilerin de kendi hesabını yapması gerekir.
Çünkü siyasal alan boş bırakıldığında boş kalmaz. Devlet, sermaye ve farklı siyasal güçler kendi programları doğrultusunda bu alanı doldurur. Sosyalistler ve emekçiler kendi talepleri ve örgütlü güçleriyle müdahale edemezse, yeni dönemin sınırları başkaları tarafından çizilir.
Çerçeve yasa neyi değiştiriyor, neyi değiştirmiyor?
Çerçeve yasanın önemini abartmadan, fakat küçümsemeden değerlendirmek gerekir.
Silahsızlanmanın hukuki bir zemine taşınması, çatışmanın sona erdirilmesi ve örgüt mensuplarının hukuki statüsünün belirlenmesi, yıllardır süren çatışmanın farklı bir siyasal düzleme taşınması bakımından önemlidir.
Ancak silahların susması ile Kürt sorununun bütün boyutlarının çözülmesi aynı şey değildir.
Çatışmanın sona ermesi demokratikleşme açısından önemli bir kazanım olabilir. Fakat kalıcı demokratikleşme, Kürt halkının siyasal ve kültürel haklarının güvence altına alınmasını, siyaset yapma özgürlüğünün genişlemesini, halkların eşitliğinin kurulmasını ve demokratik kurumların güçlendirilmesini gerektirir.
Aynı şekilde demokratikleşme toplumsal eşitsizlikleri kendiliğinden çözmez. Bir işçi anadilini özgürce kullanabilir ama düşük ücretle çalışabilir; kimliği nedeniyle baskı görmeyebilir ama sendikalaşma hakkı engellenebilir; siyasal temsil hakkına sahip olabilir ama işsizlik, yoksulluk ve barınma sorunlarıyla karşı karşıya kalabilir.
Bu nedenle temel soru yalnızca çerçeve yasanın ne getirdiği değildir.
Asıl soru şudur:
Bu düzenlemenin açtığı siyasal alan hangi toplumsal değişimlerin önünü açabilir ve bu alanı kim kullanacaktır?
Kürt halkının mücadelesi ile sınıf mücadelesini karşı karşıya koymamak
Türkiye sosyalist hareketinin tarihsel sorunlarından biri, Kürt meselesi ile sınıf meselesini birbirinin karşısına koyan yaklaşımlardır.
Bir tarafta Kürt halkının ulusal ve demokratik taleplerini ikincil gören, “asıl mesele sınıf” diyerek ulusal sorunun özgüllüğünü görmezden gelen bir anlayış vardır. Diğer tarafta ise ulusal kimliği bütün toplumsal ayrımların üzerine çıkararak sınıfsal farklılıkları görünmez hale getiren bir yaklaşım bulunabilir.
Her iki yaklaşım da emekçilerin birleşik mücadelesinin önünü tıkar.
Kürt halkının ulusal ve demokratik haklarını savunmak sosyalist siyasetin görevidir. Fakat Kürt halkının ulusal taleplerinin tanınması, Kürt toplumunun sınıfsız ve homojen bir bütün olduğu anlamına gelmez.
Kürt işçi ile Kürt sermayedarın çıkarları aynı değildir. Türk işçi ile Türk sermayedarın çıkarları da aynı değildir.
Ulusal kimlik ortaklığı, kapitalist üretim ilişkilerinin yarattığı sınıfsal karşıtlıkları ortadan kaldırmaz.
Bu nedenle sosyalist siyasetin temel sorusu “Türkler mi kazanıyor, Kürtler mi?” değildir. Asıl soru, hangi sınıfların güç kazandığı ve hangi sınıfların kaybettiğidir.
Fakat bu soru Kürt halkının ulusal haklarını ikinci plana atmak için de kullanılamaz. Marksist bir sınıf siyaseti ulusal baskının gerçekliğini kabul eder ve ezilen halkın demokratik haklarının savunusunu işçi sınıfının bağımsız mücadelesiyle birlikte ele alır.
Çünkü işçi sınıfının birliği farklılıkların inkâr edilmesiyle değil, eşitlik temelinde kurulabilir.
Ulusal eşitlik toplumsal eşitliğin yerine geçmez
Kürt halkının özgürlük ve eşitlik talepleri Türkiye’nin demokratikleşmesinin temel meselelerinden biridir. Ancak ulusal eşitliği toplumsal eşitliğin yerine koymak, başka bir eşitsizlik biçimini görünmez hale getirir.
Düşük ücret, güvencesiz çalışma, işsizlik, yüksek kiralar, borçluluk, sendikal hakların zayıflaması, eğitim ve sağlığın piyasalaşması, ağır vergi yükü ve servet eşitsizliği milyonlarca insanın ortak sorunlarıdır.
Bunlar yalnızca Türklerin ya da yalnızca Kürtlerin sorunları değildir. Bunlar kapitalist toplumda emekçilerin ortak sorunlarıdır.
Sosyalist siyasetin önündeki olanak tam burada ortaya çıkmaktadır:
Kürt halkının özgürlük mücadelesinin yarattığı yeni siyasal alan ile Türk ve Kürt emekçilerin ortak sınıfsal sorunları aynı mücadele içerisinde buluşturulabilir.
Bu, Kürt meselesini sınıfa indirgemek değildir. Sınıf meselesini de Kürt meselesine indirgemek değildir. İki alanın özgüllüğünü koruyarak ortak bir siyasal mücadele zemini kurmaktır.
Türk ve Kürt işçilerin ortaklığı nasıl kurulacak?
Türk ve Kürt işçilerin birliğinden söz etmek kolaydır. Asıl mesele bu birliğin nasıl kurulacağıdır.
Soyut kardeşlik çağrıları yeterli değildir. Ortak mücadele gerekir.
Aynı fabrikada çalışan Türk ve Kürt işçiler ücret artışı için birlikte mücadele ettiğinde sınıf birliği somutlaşır. Sendikal örgütlenmenin önündeki engelleri birlikte aşmaya çalıştıklarında ortak siyasal deneyim oluşur. Aynı mahallede yaşayan emekçiler yüksek kiralara karşı birlikte örgütlendiğinde ulusal ayrımların ötesine geçen bir mücadele zemini ortaya çıkar. Genç işçiler güvencesiz çalışmaya ve işsizliğe karşı birlikte mücadele ettiğinde ortak bir gelecek talebi şekillenir.
Kürt halkının demokratik hakları için mücadele edenlerle emekçilerin ekonomik ve sosyal hakları için mücadele edenler aynı siyasal zeminde buluştuğunda, demokratik mücadele ile sınıf mücadelesi birbirini güçlendirebilir.
İhtiyaç duyulan birlik, bir kimliğin diğerine eklemlendiği bir birlik değildir. Türk ve Kürt emekçilerin eşitler olarak kendi ortak siyasal güçlerini oluşturmasıdır.
Kürt işçi kendi ulusal kimliğinden vazgeçmek zorunda değildir. Türk işçi de kendi kimliğini inkâr etmek zorunda değildir. Fakat her ikisi de patron karşısında aynı sınıfsal ilişkinin içinde olduklarını görebilmelidir.
Barışın toplumsal güvencesi emekçilerin örgütlü gücüdür
Çatışmanın sona ermesi büyük bir ihtiyaçtır. Ancak barışın yalnızca silahların susmasına indirgenmesi yeterli değildir.
Kalıcı barış; demokratik hakların güvence altına alınmasını, halkların eşitliğini, siyaset yapma özgürlüğünün genişlemesini ve baskı ile ayrımcılığın sona ermesini gerektirir.
Fakat bütün bunların toplumsal güvencesi de gerekir. Çünkü siyasal kazanımlar, onları savunacak örgütlü toplumsal güçler olmadığında geri alınabilir.
Bu nedenle barışın en güçlü toplumsal güvencelerinden biri, emekçilerin örgütlü gücünün büyümesidir.
Türk ve Kürt işçilerin ortak mücadeleleri güçlendikçe barışın toplumsal zemini de güçlenir. Demokratik haklar genişledikçe emekçilerin örgütlenme olanakları büyür.
Dolayısıyla barış mücadelesi ile sınıf mücadelesini birbirinden ayırmak yerine, birbirini güçlendiren mücadeleler olarak ele almak gerekir.
Yeni siyasal alanı devlet ve sermayeye bırakmamak
Bugün temel siyasal görevlerden biri, çerçeve yasa sonrasında açılan alanın yalnızca devletin yönetme ihtiyaçları ve sermayenin çıkarları doğrultusunda şekillenmesine izin vermemektir.
Sosyalist siyaset herhangi bir aktörün yedeği değildir. Devletin attığı her adımı demokratikleşmenin tamamı olarak görmez; fakat sırf iktidarın niyetleri nedeniyle siyasal değer taşıyan gelişmeleri de reddetmez.
Ölçüt şudur:
- Demokratik alan genişliyor mu?
- Kürt halkının hakları güvence altına alınıyor mu?
- Türk ve Kürt işçilerin ortak mücadele olanakları büyüyor mu?
- Sendikal ve sosyal haklar güçleniyor mu?
- Emekçilerin örgütlü gücü sermaye ve devlet karşısında büyüyor mu?
Sosyalist siyasetin tutumu bu sorular üzerinden kurulmalıdır.
Bu nedenle Kürt halkının demokratik ve ulusal haklarının güvence altına alınmasını savunmak; silahsızlanma sürecinin hukuki güvenceye kavuşmasını, çatışmanın sona ermesini ve demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılmasını desteklemek gerekir.
Ancak bununla yetinilmemelidir.
Türk ve Kürt emekçilerin ortak ekonomik talepleri etrafında birleşik mücadele örgütlenmelidir: ücretlerin artırılması, güvencesiz çalışmanın sona erdirilmesi, sendikal hakların genişletilmesi, barınma hakkı, kamusal eğitim ve sağlık, işsizlikle mücadele ve adil vergilendirme ortak mücadele başlıkları haline getirilmelidir.
Demokratik haklarla sosyal haklar da birbirinden koparılmamalıdır. Kürt halkının hakları ile işçilerin sendikal hakları, ifade özgürlüğü ile grev hakkı, halkların eşitliği ile ekonomik eşitlik aynı demokratik mücadele perspektifinin parçaları olarak ele alınmalıdır.
Sosyalist siyasetin bağımsız hattı
Sosyalist siyaset bugün iki yanlış arasında sıkışmamalıdır.
Bir yanda Kürt meselesini “asıl mesele sınıftır” diyerek görmezden gelen yaklaşım; diğer yanda sınıfsal ayrımları görünmez kılarak ulusal kimliği bütün siyasal sorunların üzerine çıkaran yaklaşım vardır.
Sosyalist siyaset bu iki yaklaşımın dışında kendi bağımsız hattını kurmalıdır.
Kürt halkının özgürlüğünü ve halkların eşitliğini savunmalı, barışı ve demokratik hakları sahiplenmeli; aynı zamanda işçi sınıfının ekonomik ve siyasal mücadelesini büyütmeli, sermayenin egemenliğine karşı çıkmalı ve emekçilerin örgütlenme hakkını savunmalıdır.
Bu talepler birbirinden kopuk başlıklar değildir. Birleşik bir sosyalist mücadele programının parçalarıdır.
Sosyalist bağımsızlık, ortak mücadeleden uzak durmak değil; ortak mücadele içerisinde emekçilerin kendi taleplerini, örgütlerini ve siyasal programını koruyabilmesidir.
Yeni dönemin gerçek ölçütü
Çerçeve yasa açısından da, Kürt meselesindeki yeni dönem açısından da başarıyı yalnızca devlet ile Kürt siyasal hareketi arasındaki ilişkinin nasıl değiştiği üzerinden değerlendiremeyiz.
Asıl ölçüt toplumsal sonuçlardır:
Kürt halkının hakları genişliyor mu? Demokratik siyaset alanı büyüyor mu? Türk ve Kürt işçilerin örgütlenme olanakları artıyor mu? Sendikal mücadele güçleniyor mu? Emekçilerin ekonomik talepleri siyasal gündemin merkezine taşınabiliyor mu? Barış toplumun ortak kazanımı haline geliyor mu? Sermaye karşısında işçilerin gücü büyüyor mu?
Eğer cevap evetse, yeni siyasal alan emekçilerin lehine kullanılmaktadır.
Değilse, siyasal değişim mevcut düzenin yeni koşullara uyarlanmasıyla sınırlı kalabilir.
Bu nedenle çerçeve yasayı ne bir nihai çözüm olarak görmek gerekir ne de siyasal anlamını yok saymak.
Yasa bir eşiktir. Eşikten sonra hangi yola girileceğini ise toplumsal mücadele belirleyecektir.
Sonuç. Bu alanı kim dolduracak?
Kürt halkının uzun mücadele tarihi Türkiye’nin siyasal sınırlarını değiştirmiştir. Bugün mesele yalnızca geçmişte çözülemeyen bir sorunun hangi hukuki yöntemlerle ele alınacağı değildir. Mesele, yeni dönemin toplumsal yönünün ne olacağıdır.
Devlet kendi yolunu çizecek, sermaye kendi çıkarları doğrultusunda hareket edecek, Kürt siyasal hareketi kendi siyasal hedefleri doğrultusunda mücadele edecektir.
Emekçiler de kendi hesabını yapmak zorundadır.
Bu hesap başkalarının siyasal programlarına eklenmek değildir. Kendi taleplerini ortaya koymak, kendi örgütlerini kurmak ve kendi siyasal güçlerini yaratmaktır.
Bunun yolu Türk ve Kürt işçilerin birbirlerinin kimliğini inkâr etmesinden değil, eşitlik temelinde ortaklaşmasından geçmektedir.
Kürt halkının demokratik ve ulusal haklarının savunulması ile işçi sınıfının sosyalist mücadelesi birbirinin alternatifi değildir. Tam tersine, Türkiye’nin demokratik ve sosyalist dönüşümünün birbirini tamamlayan iki temel boyutudur.
Bugün görev, bu iki mücadeleyi ortak bir siyasal hatta buluşturmaktır:
Kürt halkının özgürlüğünü Türk ve Kürt işçilerin ortak sınıf mücadelesiyle birleştirmek; barışı halkların eşitliği ve emekçilerin özgürlüğü olarak savunmak; demokratikleşmeyi emekçilerin kendi kaderleri üzerinde söz sahibi olacağı toplumsal bir dönüşüm doğrultusunda ilerletmek ve çerçeve yasanın açtığı siyasal alanı devletin ve sermayenin ihtiyaçlarına terk etmemek.
Çünkü mesele yalnızca bugün kimin kazandığı değildir.
Mesele, yarının siyasal gücünün kim tarafından kurulacağıdır.
Kürt halkının mücadelesi siyasal alanı değiştirmiştir.
Şimdi bu alanın toplumsal içeriğini belirleme görevi önümüzde duruyor.
Asıl tarihsel soru budur. Cevabı hiçbir yasada hazır değildir. Cevabı mücadele verecektir.
Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.


















263416437.webp)






243429794.webp)
241725935.webp)









240907348.webp)





































250010549.webp)





252534979.webp)

250235831.webp)




251934370.webp)




253526889.webp)




262212379.webp)










































