Kendi Havasını Yaratan Ateş
Kendi Havasını Yaratan Ateş
Tarihin bazı dönemlerinde mücadele, kendisini kuşatan koşulların içine sıkışır. Grevler bastırılır, direnişler yalıtılır, öfke gündelik hayatın içinde soğur. Her yenilgi yalnızca bir mücadeleyi değil, geleceğe dair güveni de zayıflatır.
Fakat sınıf mücadelesi yalnızca kendisini kuşatan koşullara tepki vermek değildir. Kapitalizmin yarattığı koşullar, işçi sınıfının mücadelesinin başlangıç noktasıdır; sınırı değil.
Bir noktadan sonra mücadele, kendi içindeki dinamiklerle yeni bir güç biriktirmeye başlayabilir. İşçiler birbirlerinin deneyimlerinden öğrenir, ortak çıkarlarını görür, dayanışma geliştirir ve örgütlü hareket etmenin olanaklarını keşfeder. Böylece mücadele yalnızca mevcut koşullara karşı verilmez; o koşulları değiştirecek gücü de üretmeye başlar.
Kendi havasını yaratan ateş tam olarak budur.
Sömürünün Yarattığı Atmosfer
Kapitalizm yalnızca emek gücünü sömürmez. Aynı zamanda sömürünün olağan ve değişmez kabul edildiği bir toplumsal atmosfer üretir.
Rekabeti yaşamın doğal yasası, güvencesizliği kaçınılmaz kader, yoksulluğu ise bireysel başarısızlık gibi sunar. İşçileri kadrolu-taşeron, yerli-göçmen, genç-yaşlı, sendikalı-sendikasız diye böler; ortak çıkarları görünmez hale getirir.
Sömürü böylece yalnızca üretim sürecinde değil, insanların dünyayı algılama biçiminde de yeniden üretilir.
Sermaye yalnızca ücretleri belirlemek istemez; ücretlerin nasıl tartışılacağını da belirlemeye çalışır. Bölgesel asgari ücret tartışmaları bunun örneklerinden biridir. Buradaki sorun yalnızca bazı bölgelerde ücretlerin düşürülmesi değildir. Daha derindeki mesele, işçi sınıfının ortak hak ve ücret fikrinin parçalanmasıdır.
Çünkü ortak haklar ortak mücadeleyi, ortak mücadele ise ortak bir sınıf iradesini besler.
İşçiler yaşadıkları yere, çalıştıkları sektöre veya statülerine göre birbirleriyle rekabete zorlandığında kazanan işçiler değil, sermaye olur.
Fakat bu atmosfer değişmez değildir.
İşçiler yaşadıkları sorunların başkalarının yaşadıklarıyla aynı olduğunu görmeye başladığında, sermayenin kurduğu bölme duvarları çatlamaya başlar. Ücret gaspı, sendikal baskı, işten atma, ücretsiz izin ya da güvencesizlik, tek tek işyerlerinin sorunu olmaktan çıkar; aynı sınıfsal ilişkinin farklı görünümleri olarak görünür hale gelir.
İşte sınıf mücadelesinin gerçek hareket noktası burada oluşur.
Bir Direnişten Diğerine
Türkiye'deki son dönem işçi mücadeleleri bu dönüşümün olanaklarını gösteriyor. Madenlerden fabrikalara, belediyelerden depolara kadar farklı işkollarında ücret, sendika, işten atma, ücretsiz izin ve tazminat sorunları nedeniyle direnişler yaşanıyor.
Henüz bunların ortak bir sınıf hareketine dönüşmüş olduğunu söylemek mümkün değil. Ancak önemli bir eşik oluşuyor:
İşçiler birbirlerinin mücadelelerinden öğreniyor.
Bugün madencilerin Ankara'daki direnişi bunun en somut örneklerinden biri.
Yıldızlar SSS Holding'e bağlı Doruk Madencilik işçileri ile Elazığ Maden'deki Eti Gümüş işçileri, kendi işyerlerinde yaşadıkları hak gasplarını Ankara'ya taşıdılar. Doruk işçileri daha önceki mücadelelerinden bir kazanımla çıkmış olmalarına rağmen, teftiş sürecinde ortaya çıkan ücret, sendikal tazminat ve diğer alacaklarının ödenmemesi üzerine yeniden mücadeleye başladı. Eti Gümüş işçileri ise uzun süredir ödenmeyen ücretleri ve kıdem tazminatları için direnişlerini sürdürüyor.
Eti Gümüş işçilerinin mücadelesi özellikle ağır bir tabloyu ortaya koyuyor. İşçilerin bir bölümünün 2024 Ekim'inden bu yana düzenli ücret alamadığı, bazı işçilerin 20 aya varan sürelerle maaş ödemesi beklediği; ücretsiz izin uygulamalarının ve işten çıkarmaların işçilerin yaşamını ve çalışma hakkını doğrudan etkilediği bir süreçten söz ediyoruz.
Şimdi bu işçiler, Ankara'da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na ulaşmaya çalışırken bir kez daha gözaltına alınıyor. Üstelik polis müdahalesi sırasında basının görüntü almasının engellenmeye çalışıldığı bildiriliyor. Saatlerce Ağustos sıcağında bekletilen işçilerden birinin fenalaşarak hastaneye kaldırılması ise mücadelenin hangi koşullarda sürdürüldüğünü gösteriyor.
Burada yalnızca ücretini isteyen madencilerin yaşadığı bir mağduriyet yoktur.
Burada, işçilerin haklarını almak için mücadele ettiklerinde karşılarına yalnızca patronun değil, bürokrasinin ve devlet gücünün de çıkabildiği bir sınıfsal ilişki görünür hale gelmektedir.
Ama aynı zamanda başka bir şey daha görünür hale geliyor:
Bir mücadelenin deneyiminin başka bir mücadelenin cesaretine dönüşmesi.
Doruk işçilerinin daha önce açtığı yol, Eti Gümüş işçilerinin yeniden mücadeleye dönmesinde bir deneyim alanı oluşturuyor. Eti Gümüş işçilerinin direnişi ise şimdi başka işçilerin kendi sorunlarına bakışını değiştirebilecek yeni bir deneyim yaratıyor.
Mücadele böyle birikmeye başlar.
Bir işçinin başka bir işçide gördüğü cesaret kendi korkusunu azaltır. Bir direnişin kazandığı hak, başka bir işçiye mücadelenin mümkün olduğunu gösterir. Bir patronun geri adım atmak zorunda kalması, başka bir işçinin kendi gücünü yeniden düşünmesine yol açar.
Bu nedenle hiçbir direniş yalnızca kendi talebiyle değerlendirilmemelidir.
Bir işçinin ücretini alması yalnızca onun cebine giren para değildir; başka işçilere aktarılan bir mücadele deneyimidir.
Bir sendikal kazanım yalnızca bir işyerindeki örgütlenme değildir; başka işçilere açılan bir yoldur.
Bir grev yalnızca üretimi durdurmaz; işçilerin kendi kolektif güçlerini görmelerini sağlar.
Ve bir madencinin Ankara'da gözaltına alınması yalnızca o madencinin sorunu değildir.
Madenciye yönelen saldırı, bütün işçi sınıfının mücadele hakkına yönelen bir saldırıdır.
“Ben Tek Başıma Değilim”
Bir grev çadırı yalnızca bir bekleme alanı değildir. İşçilerin deneyim aktardığı, korkularını paylaştığı ve birlikte hareket etmeyi öğrendiği bir mücadele alanıdır.
Sermayenin korktuğu şey de yalnızca grevin ekonomik maliyeti değildir.
Asıl kırılma, işçinin şu bilgiyi edinmesidir:
“Ben tek başıma değilim.”
Sınıf bilincinin maddi zemini burada oluşur.
Bir maden işçisi kendi sorununu başka bir maden işçisinin sorununda gördüğünde; fabrika işçisi sendikal baskıyı başka bir fabrikadaki işçinin deneyimiyle ilişkilendirdiğinde; belediye işçisi kendi ücret sorununu başka işçilerin güvencesizliğiyle birlikte düşündüğünde, tek tek haksızlıkların arkasındaki ortak toplumsal ilişki görünür hale gelir.
Biçimler değişir.
Patron bir yerde ücret ödemez. Başka yerde sendikayı engeller. Başka yerde ücretsiz izin dayatır. Başka yerde işten atar.
Ama ilişkinin özü değişmez:
Emekçinin emeği üzerindeki sermaye tahakkümü.
Sınıf mücadelesinin görevi bu ortaklığı görünür kılmak ve tek tek mücadeleleri ortak bir güce dönüştürmektir.
Çünkü işçi sınıfının gücü yalnızca sayısında değildir. Üretimi durdurabilme kapasitesindedir.
Bir madenin, fabrikanın, deponun, hastanenin ya da belediyenin işçiler olmadan çalışamaması, sermayenin işçi emeğine bağımlılığını gösterir. İşçinin bunu kendi deneyimiyle kavradığı anda korkunun dengesi değişmeye başlar.
Fakat bu güç kendiliğinden siyasal bir güce dönüşmez.
Öfkenin örgütlenmesi, örgütlenmenin dayanışmaya, dayanışmanın ortak mücadeleye, ortak mücadelenin ise sınıfın kendi siyasal iradesini üretmesine ihtiyaç vardır.
Mücadele Kendi Koşullarını Yarattığında
Tarihsel dönüşümler yalnızca sömürünün ve yoksulluğun derinleşmesiyle ortaya çıkmaz. Belirleyici olan, emekçilerin kendi güçlerini fark etmeleri ve bu gücü ortak bir mücadele içinde örgütleyebilmeleridir.
Burada sınıf mücadelesinin içkin dinamiği ortaya çıkar.
Başlangıçta işçi, ücretinin ödenmesi için mücadele eder. Sonra başka işçilerin de aynı sorunla karşı karşıya olduğunu görür. Birlikte hareket etmenin tek başına hareket etmekten daha güçlü olduğunu deneyimler. Örgütlenmenin yalnızca mevcut bir hakkı korumak değil, yeni haklar kazanmak için de gerekli olduğunu kavrar.
Mücadele böylece kendi deneyimini üretir.
Bu deneyim yeni mücadeleleri besler. Yeni mücadeleler yeni dayanışma biçimleri yaratır. Dayanışma sınıfın ortak çıkarlarını daha görünür hale getirir. Ortak çıkarların bilinci ise mücadeleyi tek tek işyerlerinin sınırlarının dışına taşır.
Belirli bir eşikten sonra artık mesele yalnızca bir ücret artışı, bir işe iade ya da bir sendikal hakkın korunması değildir.
Mesele, işçi sınıfının kendi gücünü bir toplumsal güç olarak kurabilmesidir.
Çünkü kapitalizmin krizi yalnızca işyerlerinde yaşanmıyor.
Teknolojik dönüşüm, yapay zekâ ve otomasyon bir yandan üretkenliği artırırken diğer yandan emeğin giderek daha büyük bölümlerini gereksizleştirme potansiyeli taşıyor. Sermaye açısından daha az işçiyle daha fazla üretim rasyonel görünebilir. Fakat toplum açısından bunun anlamı, emeğin özgürleşmesi değil, üretilen zenginliğin daha küçük bir kesimde toplanması ve geniş kitlelerin güvencesizleşmesi olabilir.
Aynı çelişki iklim krizinde de ortaya çıkıyor. Kâr ve büyüme mantığı, üretimin ve enerji tüketiminin sınırlarını sürekli genişletirken bunun toplumsal maliyetleri emekçilerin yaşamına yükleniyor. Aşırı sıcaklar, kuraklık, gıda krizi ve çalışma koşullarının ağırlaşması, kapitalist üretim ilişkilerinin doğayla kurduğu ilişkinin sonuçlarını doğrudan işçilerin hayatına taşıyor.
Böylece birbirinden ayrı görünen krizler aynı toplumsal zeminde buluşuyor:
İşsizlik, güvencesizlik, iklim krizi, teknolojik dönüşüm ve servet eşitsizliği aynı düzenin farklı çelişkileri olarak görünür hale geliyor.
Bu nedenle bugün işçi sınıfının mücadelesini yalnızca geçmişteki kazanımları koruma mücadelesi olarak düşünmek yetersizdir.
Mesele aynı zamanda geleceğin nasıl kurulacağıdır.
Milyonlarca insanın emeğine daha az ihtiyaç duyan bir teknoloji düzeni, bu teknolojinin sağladığı zenginlik toplumsallaştırılmadığında milyonlarca insan için daha fazla güvencesizlik anlamına gelebilir. Üretim kapasitesinin büyümesi toplumun refahını otomatik olarak büyütmez. Bunun için üretimin kimin ihtiyaçlarına göre ve kimin denetiminde örgütlendiği sorusunun yanıtlanması gerekir.
İşte sınıf mücadelesinin ufku burada genişler.
Mücadele mevcut koşullara tepki veren bir hareket olmaktan çıkar ve koşulları değiştirmeye başlayan bir harekete dönüşür.
“Kendi havasını yaratan ateş” metaforunun sınıfsal anlamı da buradadır.
Ateşin kendi havasını yaratması, dış koşullardan bağımsız hale gelmesi değildir. Tam tersine, içinde bulunduğu koşullarla kurduğu ilişkinin niteliğinin değişmesidir. Sınıf mücadelesi de kapitalizmin yarattığı çelişkilerden doğar; fakat geliştiği ölçüde bu çelişkilerin yalnızca sonucu olarak kalmaz. Kendi örgütlülüğünü, dayanışmasını, deneyimini ve giderek kendi siyasal gücünü üretir.
Sınıf, kendi mücadelesi içinde kendisini de kurar.
Öfkeyi Siyasal Güce Dönüştürmek
Egemen sınıfların asıl korkusu tek tek grevler ya da direnişler değildir. Asıl korkulan, mücadelelerin birbirini beslemeye başlaması ve işçilerin kendi güçlerinin farkına varmasıdır.
Çünkü belirli bir eşikten sonra sınıf hareketi yalnızca mevcut siyasal atmosferden etkilenmez; o atmosferi değiştiren bir toplumsal güç haline gelir.
Kapitalizm bugün güvencesizliği, eşitsizliği, borçluluğu ve rekabeti derinleştiriyor. Teknolojik dönüşümün maliyetini işçilere yüklerken, iklim krizinin sonuçlarını da toplumun geniş kesimlerine dağıtıyor. İşçileri parçalayarak ortak hareket etme kapasitesini zayıflatmaya çalışıyor. Fakat aynı süreç, sınıfsal çelişkileri de keskinleştiriyor.
Tam da bu nedenle bugün önümüzde yalnızca iki seçenek varmış gibi görünen bir tablonun ötesine geçmek gerekiyor: Kapitalizmin krizlerinin daha fazla eşitsizlik, daha fazla güvencesizlik ve daha ağır ekolojik yıkım olarak emekçilere fatura edilmesini kabul etmek ya da toplumun üretim ve yaşam üzerindeki kolektif söz hakkını büyütmek.
Bu çelişkinin kendiliğinden devrimci bir sonuca ulaşacağı düşünülmemelidir. Öfke tek başına yeterli değildir.
Öfkenin örgütlenmesi, örgütlenmenin sınıf dayanışmasına, dayanışmanın ortak mücadeleye ve ortak mücadelenin siyasal bir iradeye dönüşmesi gerekir.
Devrimci dinamizm tam burada ortaya çıkar.
Bir fabrika işçisi madencinin mücadelesini kendi mücadelesi olarak gördüğünde; bir maden işçisi başka bir sektördeki işçinin yanında durduğunda; sendikalar yalnızca kendi üyelerinin değil, sınıfın ortak çıkarlarının savunucusu haline geldiğinde, işçi sınıfının parçaları birbirini görmeye başlar.
Görünür hale gelen her ortaklık, sermayenin kurduğu bölme duvarlarından birini yıkar.
Bu nedenle bugünkü işçi mücadelelerinin önündeki temel görev, direnişleri birbirinden habersiz adacıklar olmaktan çıkarmaktır. Bir işçinin mücadelesini bütün işçilerin meselesi haline getirmek; kazanımları ortak bir sınıf hafızasına dönüştürmek; mücadele deneyimlerini örgütlü bir güce bağlamak ve işçilerin kendi güçlerini yalnızca tek tek direnişlerde değil, bu direnişler arasındaki bağlarda da görmesini sağlamak gerekir.
Çünkü sınıf mücadelesi yalnızca kapitalizmin yarattığı koşullarda gerçekleşmez.
O koşulları değiştirme kapasitesini de kendi içinde taşır.
Bugün mücadeleler hâlâ parçalı olabilir. Fakat mesele yalnızca bu parçaların ne zaman birleşeceği değildir. Asıl mesele, bu parçaların birleştiğinde nasıl bir sınıfsal güç yaratacağıdır.
Bir gün maden işçisi Ankara'ya geldiğinde yalnızca başka madenciler değil, başka sektörlerden işçiler de onun yanında olacaksa; bir işyerindeki kazanım başka işyerlerine cesaret verecekse; bir grev yalnızca üretimi değil, işçi sınıfının ortak iradesini de harekete geçirecekse, mücadele artık yalnızca mevcut koşullara tepki vermiyor demektir.
Kendi koşullarını yaratmaya başlamıştır.
İşte o zaman ateş yalnızca yanmaz.
Kendi havasını yaratır.
Ve kendi havasını yaratan bu ateş, yalnızca mevcut düzenin karanlığını aydınlatan bir güç değil, başka bir toplumsal düzenin kurulabileceğini gösteren sınıfsal bir güç haline gelir.
Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.
















253526889.webp)






263416437.webp)












262212379.webp)













240907348.webp)









241725935.webp)






243429794.webp)


251934370.webp)




250235831.webp)

252534979.webp)





250010549.webp)























































