NATO Zirvesi. Emperyalist Savaş Düzeni ve Halkın Alternatifi
NATO Zirvesi. Emperyalist Savaş Düzeni ve Halkın Alternatifi
Ankara’da Güvenlik Rejimi
Ankara, NATO Zirvesi öncesinde yalnızca uluslararası bir diplomasi trafiğine hazırlanmıyor; aynı zamanda gündelik yaşamı askıya alınmış, kamusal alanı denetim altına alınmış ve toplumsal muhalefetin görünmez kılınmaya çalışıldığı bir kente dönüştürülüyor. Mezuniyet törenleri erteleniyor, konserler ve paneller iptal ediliyor, kamu kurumlarının işleyişi değiştiriliyor. Basın açıklamaları, bildiri dağıtımı, pankart açılması, oturma eylemleri ve protestolar günler öncesinden yasaklanıyor. On binlerce polis ve jandarma kenti kuşatırken, dünyaya "güvenlik" ve "istikrar" görüntüsü sunuluyor. Oysa bu görüntünün ardında, kamusal yaşamın olağan akışı askıya alınmış ve kent adeta zirveye göre yeniden düzenlenmiştir.
Bu tablo, yalnızca olağanüstü güvenlik önlemleriyle açıklanamaz. Ankara'da kurulan bu düzen ile zirvenin siyasal gündemi aynı mantığın ürünüdür. Zirve salonlarında silahlanmanın hızlandırılması, savunma harcamalarının artırılması, savaş sanayiinin genişletilmesi ve yeni askerî stratejiler tartışılırken; sokakta bu politikalara itiraz edebilecek toplumsal alanlar önceden etkisizleştirilmeye çalışılmaktadır. Ortak bir itiraz yükselmeden, o itirazın filizlenebileceği meydanlar, üniversiteler, kültür merkezleri ve kamusal yaşam kuşatma altına alınmaktadır. Çünkü savaş politikaları yalnızca cephelerde değil, önce kentlerde; yalnızca sınırların ötesinde değil, toplumun siyasal ve toplumsal dokusu üzerinde inşa edilir.
Bu nedenle Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Zirvesi, diplomatik bir toplantının çok ötesinde bir anlam taşımaktadır. Zirve; dünya kapitalizminin derinleşen yapısal krizinin, emperyalist güçler arasındaki yeniden paylaşım mücadelesinin ve Türkiye egemen sınıflarının bu süreçte üstlenmeye çalıştığı rolün siyasal ifadesidir.
Küresel Kapitalizm ve Kriz
Bugün dünya, Soğuk Savaş sonrasında kurulan tek kutuplu uluslararası düzenin çözülüşüne tanıklık ediyor. ABD'nin mutlak üstünlüğüne dayanan sistem aşınırken; Çin'in ekonomik ve teknolojik yükselişi, Rusya'nın askerî kapasitesi, bölgesel güçlerin artan etkisi ve küresel ekonomide derinleşen dengesizlikler yeni bir güç mücadelesini beraberinde getiriyor.
Ancak bu dönüşüm daha adil, daha demokratik ya da daha barışçıl bir uluslararası düzen yaratmıyor. Aksine, kapitalist sistem kendi krizlerini militarizm, otoriterleşme ve emperyalist rekabet üzerinden yönetmeye yöneliyor. Ukrayna'dan Ortadoğu'ya, Afrika'dan Asya-Pasifik'e uzanan savaşlar ve gerilimler bu tarihsel yeniden yapılanmanın ürünüdür.
Dünya kapitalizmi uzun süredir düşük büyüme oranları, kârlılık baskısı, borçlanma krizleri, derinleşen gelir eşitsizlikleri ve ekolojik yıkımla karşı karşıyadır. Sermaye sınıfları bu yapısal krize kalıcı bir çözüm üretememekte; bunun yerine finansallaşmayı, otoriter yönetim biçimlerini ve savaş ekonomisini temel yönetim araçları olarak öne çıkarmaktadır. Bu süreçte NATO, yalnızca askerî bir ittifak değil; kapitalist sistemin yeniden yapılandırılmasının ve emperyalist güç dengelerinin korunmasının başlıca siyasal ve askerî araçlarından biri haline gelmektedir.
NATO’nun Yeni Stratejisi
NATO artık yalnızca Kuzey Atlantik coğrafyasıyla sınırlı bir askerî ittifak değildir. Son yıllarda faaliyet alanını Karadeniz'den Ortadoğu'ya, Afrika'dan Hint-Pasifik'e kadar genişletirken, stratejik önceliklerini de yeniden tanımlamaktadır. İttifakın gündeminde artık yalnızca Rusya değil; Çin'in yükselişi, enerji ve ticaret koridorları, kritik hammaddeler, yarı iletken teknolojileri, yapay zekâ, veri altyapıları, deniz ulaşım yolları ve uzay teknolojileri de yer almaktadır.
Bu genişleme, küresel güç mücadelesinin askerî olduğu kadar ekonomik ve teknolojik boyutlar kazandığını göstermektedir. Bu yönelimin temel amacı, dünya kapitalizminin yeniden yapılanma sürecinde Batılı emperyalist blokun askerî, teknolojik ve jeopolitik üstünlüğünü korumaktır.
Bu nedenle NATO, üye devletlerden savunma harcamalarını sürekli artırmalarını, askerî üretim kapasitelerini genişletmelerini ve savaş sanayiine daha fazla kaynak aktarmalarını talep etmektedir. Güvenlik söylemi altında yürütülen bu süreç, gerçekte yeniden silahlanmanın kurumsallaştırılması anlamına gelmektedir.
Ancak silahlanmaya ayrılan her yeni kaynak, emekçilerin yaşamından eksilen bir kaynaktır. Askerî bütçelerin büyümesi; eğitim, sağlık, barınma, sosyal güvenlik ve kamusal hizmetlerden yapılan kesintiler pahasına gerçekleşmektedir. Dünya ölçeğinde askerî harcamalar tarihsel olarak en yüksek düzeylerine ulaşırken, milyonlarca insan yoksulluk, güvencesizlik, işsizlik ve derinleşen yaşam krizleriyle karşı karşıya bırakılmaktadır.
Bu tablo, savaş ekonomisinin kapitalist sistem açısından geçici bir tercih değil, yapısal bir yönetim biçimine dönüştüğünü göstermektedir. Silah üretimi, yeniden silahlanma programları ve askerî teknolojilere yapılan yatırımlar, yalnızca güvenlik politikalarının değil, aynı zamanda yeni sermaye birikim alanlarının da merkezinde yer almaktadır. Askerî sanayi şirketleri olağanüstü kârlar elde ederken, bunun ekonomik ve toplumsal maliyeti işçi sınıfına ve emekçi halk kesimlerine yüklenmektedir.
Bu nedenle militarizme karşı mücadele, yalnızca savaşa karşı çıkmak değil; emeği, kamusal kaynakları ve toplumsal yaşamı savaş ekonomisinin ihtiyaçlarına tabi kılan sermaye düzenine karşı mücadeledir.
Otoriterleşme ve Hakların Tasfiyesi
Militarizm yalnızca dış politikayı belirlemez; aynı zamanda iç siyasal rejimi yeniden şekillendirir. Tarihsel deneyim, savaş hazırlıklarının yoğunlaştığı dönemlerde demokratik hakların daraltıldığını, sendikal mücadelelerin baskı altına alındığını ve toplumsal muhalefetin sistematik biçimde kriminalize edildiğini göstermektedir.
Ankara'da NATO Zirvesi öncesinde uygulanan yasaklar, toplantı ve gösteri hakkına yönelik müdahaleler, gözaltılar ve basın üzerindeki baskılar bu eğilimin güncel örnekleridir. Başkentin fiilen olağanüstü bir güvenlik rejimi altına alınması yalnızca zirvenin güvenliğiyle açıklanamaz.
Emperyalist savaş politikaları ile içeride otoriterleşme aynı siyasal sürecin birbirini tamamlayan iki yönüdür. Savaş politikaları dışarıda ilerlerken içeride emekçi sınıfların örgütlenme, itiraz ve direniş kapasitesi zayıflatılmaya çalışılmaktadır. Çünkü sermaye düzeni, militarizme karşı en güçlü toplumsal muhalefetin örgütlü emek güçlerinden yükselebileceğinin farkındadır.
Bu nedenle NATO karşıtlığı ile demokrasi mücadelesi birbirinden ayrı düşünülemez. Savaşa karşı çıkmak, aynı zamanda ifade özgürlüğünü, sendikal hakları, örgütlenme özgürlüğünü ve halkın demokratik iradesini savunmaktır.
Emekçi Alternatif
Bugün temel görev, bir emperyalist blok karşısında başka bir emperyalist bloğun safına dizilmek değildir. ABD emperyalizmine karşı Rusya ya da Çin eksenine yedeklenmek de gerçek bir anti-emperyalizm anlamına gelmez. Devrimci anti-emperyalizm, bütün emperyalist güç odaklarından siyasal bağımsızlığı esas alır.
Gerçek alternatif; işçi sınıfının, emekçilerin, gençlerin, kadınların ve ezilen halkların ortak mücadelesinde yatmaktadır. Militarizme karşı toplumsal ihtiyaçları, sömürüye karşı eşitliği, otoriterliğe karşı halkın demokratik katılımını savunan bağımsız bir siyasal hattın inşası güncel ve tarihsel bir zorunluluktur.
Bu hattın dayanağı, işyerlerinde taban komiteleri, mahalle meclisleri, yerel halk konseyleri, bağımsız sendikal örgütlenmeler ve uluslararası emek dayanışmasıdır. Bu yapılar yalnızca direniş araçları değil; emekçi halkın kendi yaşamı üzerinde söz ve karar sahibi olmasının kurumsal zemini olarak görülmelidir. Gerçek demokrasi, yalnızca seçimlerden ibaret değil; üretimden yerel yönetime kadar toplumsal yaşamın bütün alanlarında halkın doğrudan katılımına dayanan bir siyasal örgütlenmeyi gerektirir.
Bugün insanlığın önündeki seçenek her zamankinden daha açıktır: Ya sermayenin savaşları, yoksulluğu ve otoriter yönetim biçimleri derinleşecek ya da emekçi sınıflar kendi bağımsız siyasal alternatiflerini yaratarak eşitlikçi ve demokratik bir toplumsal düzenin önünü açacaktır.
Bu nedenle bugün "NATO'ya hayır" demek, yalnızca bir dış politika tercihi değildir. Bu tutum; militarizme, sömürüye, emperyalist rekabete ve otoriterliğe karşı emekçi halkın bağımsız geleceğini savunmanın siyasal ifadesidir.
Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.





















250235831.webp)

252534979.webp)





250010549.webp)








































263416437.webp)






262212379.webp)




253526889.webp)




251934370.webp)



240907348.webp)









241725935.webp)
243429794.webp)






























