Post

Butlan Rejimi, Devlet Aklı ve Yoksulluğun Gölgesinde Türkiye

Butlan Rejimi, Devlet Aklı ve Yoksulluğun Gölgesinde Türkiye

Türkiye yalnızca ekonomik bir krizden geçmiyor. Aynı zamanda siyasal alanın yeniden düzenlendiği, hukuk mekanizmalarının yeni işlevler üstlendiği ve toplumsal rızanın farklı araçlarla yeniden üretildiği tarihsel bir döneme tanıklık ediyor. Her gün yeni bir kriz başlığıyla uyanıyoruz. Yargı kararları, siyasi polemikler, parti içi hesaplaşmalar, devlet adına yapılan açıklamalar, sermaye çevrelerinden gelen çıkışlar ve medya gündemleri birbirini izliyor. Ancak bütün bu yoğun hareketliliğin ardında değişmeyen bir gerçek var: milyonlarca emekçi her gün daha fazla yoksullaşıyor ve ülkenin gerçek gündemi sistematik biçimde görünmez hale getiriliyor.

Bugün yaşanan gelişmeleri birbirinden kopuk olaylar olarak okumak büyük bir yanılgıdır. Siyasal müdahaleler, hukuk kisvesi altında yürütülen tasarruflar, devlet adına konuşan güç odaklarının yönelimleri ve sermaye çevrelerinin giderek daha pervasız hale gelen söylemleri aynı tarihsel sürecin farklı görünümleridir. Karşımızda duran şey, ekonomik krizin toplumsal sonuçlarını denetim altına alma ve mevcut düzenin sürekliliğini güvenceye alma çabasıdır.

Çünkü Türkiye’de sorun yalnızca yüksek enflasyon değildir. Asıl sorun, bu enflasyonun ürettiği toplumsal yıkımın siyasal sonuçlarından duyulan korkudur.

Yoksullaşmanın Sınıfsal Gerçeği ve Günlük Hayat

Bugün resmi istatistikler ne söylerse söylesin, emekçilerin gündelik hayatında hissedilen gerçeklik çok daha ağırdır. İnsanlar artık neyi satın alacaklarını değil, hangi ihtiyaçlarından vazgeçeceklerini hesaplıyor. Daha az et tüketmek, daha düşük kaliteli ürünlere yönelmek, sağlık harcamalarını ertelemek, çocuklarının eğitim masraflarını kısmak, kültürel faaliyetlerden uzaklaşmak ve borçlanarak yaşamak milyonlarca insanın ortak deneyimi haline gelmiştir.

Bu tablo yalnızca hayat pahalılığı değildir; emekçi sınıfların tarihsel ölçekte yaşadığı bir gelir ve yaşam standardı çöküşüdür.

Enflasyon burada yalnızca ekonomik bir gösterge değil, aynı zamanda sınıfsal bir yeniden bölüşüm mekanizmasıdır. Ücretlerin baskılandığı, sendikal örgütlülüğün zayıflatıldığı ve emeğin parçalandığı koşullarda enflasyon, toplumsal servetin emekçilerden sermayeye aktarılmasının araçlarından birine dönüşür. İşçinin ücretinden eksilen her parça, sermaye bilançolarında yeni bir kâr kalemi olarak görünür hale gelir.

Bu nedenle yaşanan yoksullaşma bir yönetim hatası değil, belirli sınıfsal tercihlerin doğrudan sonucudur.

Butlan Mantığı, Devlet Aklı ve Egemen Sınıfın Siyasal Düzeni

Milyonlarca insanın yaşam koşulları ağırlaşırken ülkenin sürekli başka gündemlerle meşgul edilmesi tesadüf değildir. Bu durum, son dönemin belirleyici siyasal eğilimlerinden birine işaret eder: butlan mantığının siyasal alana taşınması.

Hukuk alanına ait bir kavram olan butlan, siyasal düzlemde kullanıldığında yalnızca işlemlerin değil, toplumsal iradenin ve siyasal süreçlerin de sonradan geçersiz ilan edilebilmesinin zeminini oluşturur. Böylece siyaset, halkın iradesinden koparılarak kurumsal müdahalelerin belirlediği dar bir alana sıkıştırılır.

Bu mantık yerleştiğinde, yaşanmış siyasal süreçler ve oluşmuş toplumsal irade gerektiğinde hükümsüz sayılabilir hale gelir. Bu nedenle bugün yaşananlar tekil olaylar değil, giderek şekillenen bir siyasal yeniden inşa sürecidir.

Bu yeniden inşanın arkasında “devlet aklı” olarak adlandırılan daha derin bir mekanizma bulunur. Marksist açıdan devlet, sınıflar üstü bir yapı değil, egemen üretim ilişkilerinin yeniden üretildiği temel aygıttır. Bu nedenle devlet aklı olarak sunulan şey çoğu zaman egemen sınıf çıkarlarının kurumsal ifadesidir.

Burada belirleyici olan gizli bir merkez değil, siyasal iktidar, bürokrasi, yargı, güvenlik aygıtı, medya ve sermaye çevreleri arasında oluşan tarihsel uyumdur. Bu uyumun temel işlevi açıktır: toplumsal hoşnutsuzluğun bağımsız bir siyasal güce dönüşmesini engellemek.

Çünkü mevcut düzen açısından asıl tehlike ekonomik kriz değil, bu krizin siyasal sonuçlarıdır.

Tehlikeli olan enflasyon değil, enflasyona karşı örgütlü tepkidir.

Tehlikeli olan yoksulluk değil, yoksulların siyasal özne haline gelmesidir.

Tehlikeli olan hayat pahalılığı değil, buna karşı kitlesel mücadeledir.

 

Bu nedenle ücretlerin baskılanması ile siyasal alanın daraltılması aynı sürecin iki farklı yönüdür.
 

Krizin Sınıf Gerçeği ve Tarihsel Çatışma Hattı

Son dönemde kamuoyunda yankı uyandıran bazı görüntüler, bu düzenin kültürel ve sınıfsal kodlarını da açığa çıkarmıştır. Bir sermaye temsilcisinin etnik ve cinsiyetçi önyargılarla örülü bir anlatıyı rahatlıkla dile getirmesi ve geçmişte devlet yönetiminde bulunmuş siyasal figürlerin buna eşlik etmesi, yalnızca bireysel bir üslup meselesi değildir.

Bu anlarda maskeler düşer ve egemen sınıfın topluma bakışı doğrudan görünür hale gelir. Sermaye sınıfı yalnızca ekonomik gücü elinde tutmaz; aynı zamanda kendi üstünlüğünü doğal ve meşru görür. Kendini toplumun sahibi, geri kalanları ise yönetilmesi gereken kitleler olarak konumlandırır.

Bu nedenle emekçiler ucuz işgücü olarak görülür, kadınlar denetlenmesi gereken özneler olarak kodlanır, ezilen halklar ise sürekli sınırlandırılması gereken topluluklar olarak değerlendirilir.

Ortaya çıkan tepkinin genişliği tam da bu sınıfsal zihniyete yönelmiştir. Tepki yalnızca bir söyleme değil, o söylemin temsil ettiği düzenin kendisine yönelmiştir.

Bugün Türkiye’de ekonomik kriz ile siyasal kriz birbirinden ayrı değildir. Bir tarafta ücretleri eriyen işçiler, geçinemeyen emekliler, geleceksizliğe sürüklenen gençler ve borç içinde yaşayan milyonlar vardır. Diğer tarafta ise bu düzenin sürekliliğini sağlayacak yeni siyasal mekanizmalar inşa edilmektedir.

Bu nedenle temel mesele iktidar ile muhalefet arasındaki yüzeysel çekişme değil, emeğin ürettiği toplumsal zenginlik ile bu zenginliğe el koyan sermaye arasındaki tarihsel çatışmadır.

Demokrasi mücadelesi ile emek mücadelesi bu nedenle ayrıştırılamaz. Kadınların özgürlük mücadelesi, halkların eşitlik mücadelesi ve işçi sınıfının sömürüye karşı mücadelesi aynı tarihsel hattın parçalarıdır.

Düzen içi çözümler ise, sermaye egemenliğinin sınırlarını aşmadığı sürece yalnızca krizin yönetim biçimini değiştirir. Yoksulluğu üreten ilişkiler yerinde kaldıkça yoksulluk farklı biçimlerde yeniden üretilir.

Bu nedenle mesele yalnızca hükümet değişimi değil, sermaye egemenliğinin sorgulanmasıdır.

Bugün dayatılan şey yoksulluğun normalleştirilmesi ve siyasal alanın daraltılmasıdır. Buna karşı gerçek seçenek, emekçilerin kendi bağımsız siyasal gücünü yaratabilmesidir.

Çünkü hiçbir egemen sınıf kendi ayrıcalıklarından gönüllü olarak vazgeçmez; hiçbir sömürü düzeni kendiliğinden ortadan kalkmaz. Tarihsel dönüşüm ancak örgütlü toplumsal müdahaleyle mümkündür.

Gerçek soru artık kimin yöneteceği değil, hangi sınıfın çıkarlarının belirleyici olacağıdır. Ve bu sorunun cevabı, yoksullaştırılan milyonların kendi kaderlerini kendi ellerine alma iradesinde yatmaktadır.

 

Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.

İlgili Yazılar

Post

Butlan Rejimi, Devlet Aklı ve Yoksulluğun Gölgesinde Türkiye

Post

Madencilerin Direnişi ve Düzenin Gerçeği

Post

Parçalı İsyanlar ve Krizin Yönetimi

Post

Kriz ve Direniş

Post

Faşizmin Yeniden Biçimlenmesi. Kriz Devleti, Hegemonya ve Türkiye

Post

Hafızanın Keskinliği, Çelişkinin İzleri. Yalçın Küçük Üzerine

Post

NATO ve 21. Yüzyılın Hegemonik Oyunları

Post

Genişleyen Sınıf Kendi Adıyla Konuşuyor

Post

Dünyayı Biz Kuracağız. Gençliğin Sınıfsal, Politik ve Örgütsel Görevi

Post

Türkiye’de Yoksulluk. Ekonomik Bir Hata mı, Bilinçli Bir Emek Rejimi mi?

Post

Küresel Kriz, Emperyalist Rekabet ve Savaşın Ufku

Post

İktidarın Çürümesi ve Gürültünün Siyaseti

Post

Sistem, Mezhep ve Sınıf

Post

Kapitalist Kriz ve Halkların Direnişi

Post

İlke ile Refleks Arasında

Post

EMPERYALİST SAVAŞ VE TAHAKKÜM DÜZENİ

Post

Gerçeklikten Kaçışın Politik Anlamı

Post

Emperyalist Kriz ve Sınıf Mücadelesi. NATO, Ortadoğu ve Türkiye

Post

Maskenin Ardından Bakmak

Post

İstisna Rejimi

Post

EĞİTİM DEĞİL EMEK

Post

Faşist Hareketi Besleyen Politikalar

Post

Kapitalizmin Yolu Savaşlara Çıkıyor

Post

Karanlıktan Çıkışın Yolu

Post

Basın Özgürlüğünü Savunalım

Post

Savaşların Karşısındaki Gençlik

Post

Gezi’nin Gücü, İktidarın Korkusu

Post

Avrupa’da Faşizm Hayaleti mi Dolaşıyor?

Post

İktidarın Krizi, Milliyetçilerin Saldırıları

Post

Yoksulluğun Karşısında Somut Politik Program

Post

İddiasını Yitirmiş Sosyalist Hareket

Post

Ortadoğu'nun Felaketi, İsrail

Post

Bir AKP Politikası: Sorunu Çözme, Ortadan Kaldır

Post

Gemisini Kurtaran Kaptan Olamayız

Post

Devrimin Güncelliği

Post

Yönetememe Krizinin Sonucu: Anayasa Tartışması

Post

Bölgesel Savaşlar Denklemi

Post

Yönetememe Krizi Derinleşiyor

Post

Sağlık Kamusal Bir Haktır

Post

Halkların Mücadelesi

Post

Bir Çöküş Hikayesi

Post

Tarihsel Çelişki

Post

Zor Zamanlar Devrimci Eylemi Gerektirir

Post

Suriye’deki Senaryolar

Post

İdeolojik Manipülasyonlarla Mücadelenin Yolu

Post

Gezi Güncelliğini Koruyor

Post

Yargı Bağımsızlığı Ayaklar Altında

Post

Gözde Sermayedarlar Devri

Post

“Güler Yüzlü Kapitalizm” Maskesi

Post

Farklı Mücadeleleri Kesiştirmek İçin

Post

Otoriterleşen Rejimlere Bakış

Post

Sosyalist Bir Alternatif İçin

Post

Gençlik Bu Düzene Direniyor

Post

Trump’ın Küresel Göçmen Politikalarıyla Faşizme Giden Yolu

Post

1968’den Bugüne Mücadelenin Sürekliliği

Post

Türkiye: Kriz, Direniş ve Gelecek

Post

Kapitalizmin Dijital Ağlarında Bir Heyula Dolaşıyor

Post

Ortadoğu’daki Çatışmaların Jeopolitik Sonuçları

Post

Kapitalizmin Çöküşüne Karşı Radikal Bir Yol Arayışı

Post

Filistin Direniyor, Dünya Suça Ortak Oluyor

Post

Krizin Derinliğinde Yaşayanlar, Direnişin Ucunda Yürüyenler

Post

Trump’ın Avrupa’sı: Faşizm, Savaş ve Yeni Düzen

Post

Gelişen Direnişlerin Dönüştürücü Potansiyeli

Post

Yıkılmayan Kentler İçin Rant Düzenini Yıkmalıyız

Post

Kilitlenme

Post

Yeni Egemenlik Rejimi

Post

Yaşamak İçin Direnmek Zorundayız

Post

Ortadoğu’da Yeni Oyun, Eski Hesaplar

Post

Zihinleri Teslim Alamazsınız

Post

Ortadoğu’da Dönüşüm ve Yeni Paradigmalar

Post

Avrupa’da Militarist Restorasyon ve Sınıf Savaşı

Post

Kriz Rejimi ve Direnişin Toplumsal Zemini

Post

CHP’ye Operasyonlar, Rejimin Krizi ve Emek Cephesi İhtiyacı

Post

Direnişi Susturamazsınız Gazze, Halkların Ortak İsyanıdır

Post

Kürt Sorunu Silahlı Mücadeleden Siyasal Yeniden Kuruluşa

Post

Ortadoğu’da Emperyalist Kaosun Anatomisi

Post

Devrimci Örgütlenme ve Kurucu Strateji

Post

Geçmişten Geleceğe Kürt Mücadelesi Tarihi

Post

Yeni Müesses Nizamın Krizi, Direnişin Praksisi

Post

Doğa Yanıyor, Rejim Susuyor

Post

Tarihsel Kırılma ve Devrimci Yeniden İnşa

Post

Bu Düzen Çöküyor, Devrimciler Ne Yapmalı? Nasıl Yapmalı?

Post

Yeni Paylaşım Savaşı ve Halkların Direniş Hattı

Post

Sistem Çöküyor Kopuşun Zamanı Şimdi

Post

Mütevazı Bir Teklif 5.0

Post

Cumhuriyetin Çöküşü

Post

Kapitalist Çürüme ve Devrimci Program İhtiyacı

Post

Eğitimde Gericileşme ve Patriyarkanın Yeni Formları

Post

Kayyum Siyaseti ve Solun Sessizliği

Post

Faşizm ve Emperyalist Krizin Küresel Boyutu

Post

Çürüyen Düzenin Ortak Kaderi

Post

Meşruiyeti Çöken Düzen, Yükselen Devrim İhtimali

Post

Gazze Emperyalizm, Soykırım ve Direniş

Post

Kürt Meselesi ve Devrim

Post

Büyük Hırsızların Cumhuriyeti

Post

Karanlık Kentler

Post

Yaşlı Adamların Dünyası ve Doğan Tarihsel Özneler

Post

Kürt Meselesi ve Devletçi Paradigma

Post

Sömürü Ağları ve Sınırların Ötesindeki Emek

Post

Panik ve Umut

Post

Kapitalizmin Derin Krizi ve İsviçre’de Emekçi Direnişinin Yükselişi

Post

Kapitalizmin Gıda Krizi

Post

Yıkıma Karşı Birlikte Mücadele

Post

Krizi Ancak Mücadele Aşabilir

Post

Kapitalizmin Krizleri

Post

Kapitalizmin İçinden Bir Olgu: Faşizm

Post

İnsanlığın Seçimi

Post

Yeni Bir Yüzyıl

Post

Emperyalizmin Savaştan Başka Planı Yok

Post

Tespit ve Çözüm

Post

Emperyalizmin Göçmen Planı

Post

Koşullar Mükemmel, Ya Biz?

Post

İnsanlığın Ortak Mirası

Post

Eğitimde Uçurumun Kıyısında

Post

Karanlığı Biz Durdurabiliriz

Post

Ülkenin Sorunlarıyla Uğraşmak Zorundayız

Post

Tek Yumruk Olalım

Post

Fransa'da Maske Düştü

Post

Bay Başkan

Post

Gereğini Yapacağız

Post

Siyasi İktidarın Enkazı

Post

Kavşaktayız

Post

Amok Koşucusu Nereye Koşuyor?

Post

Fişi Çekmeye Hazır mıyız?

Post

Masalın Sonunu Getireceğiz

Post

İtalya’da Sandıktan Ne Çıktı?

Post

‘Kral Çıplak’ Diyelim Kralı Gönderelim

Post

Bu Kış Avrupa’da Bir Hayalet Dolaşır mı?

Post

Kapitalizm İçin İşler Yolunda Gitmiyor