Post

Sessizlik Kader Değil

Sessizlik Kader Değil

Bir ülkede ekonomik ve siyasi krizler derinleşirken toplumun geniş kesimlerinin sessiz kalması, ilk bakışta bir çelişki gibi görünür. Geçim koşulları ağırlaşır, emekçilerin alım gücü düşer, gelecek belirsizleşir; ancak toplumsal tepki çoğu zaman yaşanan sorunların boyutuyla örtüşmez. Bu sessizlik, yaşananların kabullenildiği anlamına gelmez. Geçim mücadelesinin yarattığı yorgunluk, baskı korkusu ve birlikte hareket etmenin mümkün olduğuna duyulan inancın zayıflaması, insanları sessizliğe itebilir.

Ancak sessizliği yalnızca bireysel korkularla açıklamak, sorunun sınıfsal ve siyasal boyutunu gözden kaçırır. Asıl mesele, insanların neden sustuğu kadar, onları sessizliğe iten koşulların nasıl üretildiğidir. Çünkü toplumsal hoşnutsuzluğun varlığı, kendiliğinden örgütlü bir mücadeleye dönüşeceği anlamına gelmez. İnsanların yaşadıkları sorunları ortak bir deneyim olarak görmeleri, bu sorunların nedenlerini anlayabilmeleri ve birlikte değiştirebileceklerine inanmaları gerekir.

Geçim derdi ve sınıfsal ilişkiler

Geçim mücadelesi, insanın yalnızca cebini değil, zamanını, enerjisini ve itiraz etme kapasitesini de tüketir. Gelirinin büyük bölümünü kiraya, faturalara ve temel ihtiyaçlara ayıran bir emekçi için yarınını güvence altına almak, çoğu zaman bugünü atlatma çabasına dönüşür. İşini kaybetme korkusu, borç yükü ve güvencesizlik, hak aramanın bedelini ağırlaştırır. İnsanlar bazen haksızlığa uğradıkları için değil, o haksızlığa karşı çıkmanın sonuçlarını göze alamadıkları için susar.

Bu koşullarda sessizlik, kişisel bir tercih olmaktan çıkarak toplumsal ilişkilerin ürettiği bir sonuca dönüşür. Emeğiyle zenginliği yaratanlarla bu zenginliğin üretimi, paylaşımı ve denetimi üzerinde söz sahibi olanlar arasındaki eşitsizlik, yalnızca gelir dağılımında değil, insanların kendi yaşamlarını belirleme olanaklarında da ortaya çıkar.

Krizin yükü emekçilerin, işsizlerin, emeklilerin ve küçük üreticilerin sırtına binerken ekonomik gücü elinde tutan kesimler kendilerini koruyacak araçlara daha kolay ulaşabilir. Ekonomik kaynaklara erişimdeki eşitsizlik, siyasal kararlar üzerinde etkili olma ve kamusal alanda sesini duyurma olanaklarını da belirler. Böylece ekonomik eşitsizlik, siyasal güç ve toplumsal söz hakkındaki eşitsizliği besler.

Bu nedenle geçim derdini yalnızca ücretlerin yetersizliği ya da hayat pahalılığı üzerinden ele almak eksik kalır. Sorulması gereken, toplumsal zenginliği kimin ürettiği kadar, bu zenginliğin nasıl paylaşıldığı ve insanların kendi yaşamlarını belirleyen kararlar üzerinde ne kadar söz sahibi olduğudur.

AKP iktidarı ve sermaye düzeni

Türkiye'de yaşanan sorunları yalnızca yanlış kararlarla ya da kötü yönetimle açıklamak yeterli değildir. AKP iktidarının politikaları; sermaye birikimini önceleyen ekonomik tercihler, kamusal kaynakların kullanımı ve siyasal gücün merkezileşmesiyle birlikte değerlendirilmelidir. Mesele yalnızca ekonomik krizin nasıl yönetildiği değil, krizin maliyetinin kimlere yüklendiği ve mevcut düzenin hangi çıkarları koruduğudur.

Güvencesiz çalışma, emek üzerindeki baskı, sendikal örgütlenmenin önündeki engeller ve kamusal hizmetlerin piyasa ilişkilerine açılması, toplumsal eşitsizliği derinleştiren başlıca dinamiklerdir. Sorun yalnızca belirli kesimlerin zenginleşmesi değil, ekonomik kaynakların ve siyasal kararların kimin yararına işlediğidir.

Kimlikler ve kutuplaşmalar üzerinden yürüyen siyaset de ortak sınıfsal çıkarların görünürlüğünü azaltabilir. Benzer ücret baskıları, barınma sorunları ve güvencesizliklerle yaşayan insanlar birbirlerini rakip olarak görmeye yöneltildiğinde, eşitsizliği üreten ilişkiler geri planda kalır. İnsanlar arasındaki ayrılıklar büyürken onları aynı sorunlarla karşı karşıya bırakan koşullar sorgulanmadan kalabilir.

Bu tablo, toplumsal hoşnutsuzluğun neden her zaman değişim yönünde sonuç vermediğini de açıklar. Öfke birikebilir, iktidara duyulan tepki yaygınlaşabilir; ancak bu tepkinin hangi yönde ilerleyeceği, ortak taleplerin nasıl kurulacağına ve hangi siyasal alternatifin güç kazanacağına bağlıdır.

Dolayısıyla bu düzenin aşılması, yalnızca iktidarın değişmesine değil, toplumsal itirazın örgütlü bir güce dönüşmesine de bağlıdır. Örgütsüz hoşnutsuzluk, ne kadar yaygın olursa olsun, tek başına kalıcı bir siyasal ve toplumsal dönüşüm yaratamaz.

Fon krizi. Finansal kazanç, toplumsal kayıp

Yatırım fonları çevresinde gündeme gelen kriz, finansal denetim, şeffaflık ve hesap verebilirlik sorunlarını yeniden tartışmaya açıyor. Tasarruflarını bu araçlara emanet eden insanların karşı karşıya kaldığı belirsizlik, finansal sistemin kimin çıkarlarına hizmet ettiği sorusunu da gündeme getiriyor.

İddialarla hukuken kanıtlanmış sorumlulukları birbirinden ayırmak gerekir. Ancak bu gereklilik, denetim mekanizmalarının nasıl işlediğinin, risklerin nasıl dağıtıldığının ve olası kayıplardan kimin sorumlu olduğunun araştırılmasını engellemez. Aksine, güvenilir bir değerlendirme için işlemlerin, kararların ve denetim süreçlerinin açıklığa kavuşturulması gerekir.

Mesele yalnızca yatırımcıların para kaybetmesi değildir. Finansal kazançların kimlere aktarıldığı, risklerin kimlerin üzerinde kaldığı ve kamu kurumlarının bu süreçleri ne ölçüde denetlediği de sorgulanmalıdır. Kazançların özel kesimlerde toplanırken kayıpların sıradan yurttaşlara bırakılması, toplumsal eşitsizliği daha da derinleştirebilir.

Finansal varlıkların büyümesi, üretimin, istihdamın ve toplumsal refahın aynı ölçüde geliştiği anlamına gelmez. Paranın finansal piyasalarda el değiştirmesiyle toplumun gerçek ihtiyaçlarını karşılayan üretimin gelişmesi aynı şey değildir. Kaynakların üretken yatırımlara, teknolojiye ve toplumsal ihtiyaçlara yöneltilmesi; finansal sistemin bağımsız ve etkili biçimde denetlenmesi gerekir.

Bu nedenle fon krizi, yalnızca mali bir sorun olarak görülemez. Aynı zamanda ekonomik gücün, toplumsal kaynakların ve kamusal sorumluluğun nasıl yönetildiğine ilişkin siyasal bir meseledir. Finansal sistemin güvenilirliği, yalnızca piyasaların işleyişine değil, toplumun bu sistem üzerinde ne ölçüde denetim kurabildiğine de bağlıdır.

Demokrasi ve sınıfsal eşitsizlik

Demokrasi, yalnızca sandığa gitmekten ibaret değildir. Örgütlenme, ifade özgürlüğü, sendikal haklar, bağımsız basın ve karar süreçlerine katılım, demokratik yaşamın temel koşullarıdır. İnsanların seçimlerde oy kullanabilmesi kadar, seçimler arasındaki dönemde de haklarını savunabilmesi ve kamusal kararları etkileyebilmesi önemlidir.

Hukuk önünde eşitlik, ekonomik ve toplumsal güç eşitsizlikleri hesaba katılmadan eksik kalır. Geçim derdiyle boğuşan bir insanla ekonomik kaynaklarını, medyaya erişimini ve siyasal bağlantılarını kullanabilen bir grubun kamusal alandaki etkisi aynı değildir. Hakların yasalarla tanınması, bu hakları kullanabilmek için gereken koşulların da eşit olduğu anlamına gelmez.

Demokratik hakların biçimsel olarak var olmasıyla insanların bu hakları fiilen kullanabilmesi arasındaki mesafe, sınıfsal eşitsizliğin siyasal yaşamdaki karşılıklarından biridir. İşini kaybetme korkusuyla konuşamayan, geçim koşulları nedeniyle örgütlenmeye zaman ayıramayan ya da sesini duyurabileceği kanallardan yoksun bırakılan insanların özgürlükleri, kâğıt üzerinde tanınmış olsa da gündelik yaşamda sınırlanabilir.

Bu nedenle demokrasi mücadelesi ile emek mücadelesi birbirinden ayrılamaz. İnsanların korkmadan konuşabilmesi, örgütlenebilmesi ve haklarını arayabilmesi, hukuki güvencelerin yanı sıra ekonomik güvenceye ve toplumsal dayanışmaya da bağlıdır. Siyasal özgürlüklerin toplumsal eşitlikle desteklenmediği yerde demokrasi eksik kalır.

Demokrasiyi güçlendirmek, yalnızca siyasal iktidarın sınırlandırılmasını değil, insanların işyerlerinden üniversitelere, mahallelerden kamusal kurumlara kadar hayatlarını etkileyen kararlara katılabilmesini de gerektirir. Söz hakkının toplumsal temeli genişlemeden, demokratik hakların herkes için aynı ölçüde kullanılabilir olması mümkün değildir.

Bağımsızlık, güvenlik ve barış

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında 7 Ağustos 2026'da imzalanan ortak savunma anlaşması, ülkenin dış politika ve güvenlik tercihlerini yeniden tartışmaya açtı. Anlaşma, taraflardan herhangi birine yönelik silahlı saldırının tüm taraflara yönelik sayılmasını ve üç ülke arasındaki savunma iş birliğinin geliştirilmesini öngörüyor.

Böylesi anlaşmalar yalnızca diplomatik ilişkiler ya da askerî iş birliği çerçevesinde ele alınamaz. Kapsamları, yükümlülükleri ve olası sonuçları, ülkenin dış politika tercihleri ve bölgesel dengeler üzerindeki etkileriyle birlikte değerlendirilmelidir. Bu kararların kamuoyunun bilgisi ve demokratik denetim çerçevesinde tartışılması, toplumsal sorumluluğun bir gereğidir.

Güvenlik, yalnızca askerî kapasite ve ittifaklarla sağlanamaz. Halkın yaşam koşulları, ekonomik bağımsızlık, demokratik kurumlar ve ülkenin kendi kararlarını verebilme kapasitesi de güvenliğin temel unsurlarıdır. Ekonomik açıdan kırılgan, toplumsal eşitsizlikleri derinleşmiş ve demokratik denetim kanalları zayıflamış bir ülkenin güvenlik anlayışı da kaçınılmaz olarak tartışmalı hâle gelir.

Bağımsızlık, yalnızca devletin dış politikada hareket serbestisine sahip olması değildir. Halkın ülkenin kaynakları ve geleceği üzerinde söz sahibi olmasıdır. Bir ülkenin kendi kararlarını verebilme kapasitesi, ekonomik kaynaklarını nasıl kullandığıyla ve bu kararların hangi toplumsal ihtiyaçlara dayandığıyla da ilgilidir.

Bu nedenle barış ve güvenlik politikaları, askerî tercihlerle sınırlı kalmadan toplumsal ihtiyaçlar, bölgesel istikrar ve halkların ortak çıkarları temelinde tartışılmalıdır. Güvenliği yalnızca silahlanma ve ittifaklar üzerinden tanımlamak, toplumların refahını ve demokratik iradesini güvenliğin dışında bırakmak anlamına gelir.

Devrimci düşünce ve sosyalist alternatif

Devrimci düşünce, eşitsizliği teşhir etmekle yetinemez; onu üreten ilişkilerin nasıl dönüştürülebileceğini de ortaya koymalıdır. Mevcut düzene yönelik itirazın toplumsal bir alternatifle buluşamadığı yerde hoşnutsuzluk kalıcı bir değişimin önünü açmakta yetersiz kalır. İnsanların yalnızca neye karşı çıktıklarını değil, nasıl bir yaşamı mümkün kılmak istediklerini de görebilmeleri gerekir.

Sosyalizm, bu noktada yalnızca mevcut düzene yönelik bir itiraz değil, üretimin, toplumsal zenginliğin ve karar alma gücünün toplum yararına yeniden örgütlenmesini hedefleyen bir alternatif olarak anlam kazanır.

Sosyalist bir perspektif; üretim araçlarının toplumsal mülkiyetini, emeğin yarattığı zenginliğin adil paylaşımını, temel ihtiyaçların piyasanın insafına terk edilmemesini ve ekonomik kararların demokratik denetimini esas alır. Amaç, yalnızca yoksulluğu hafifletmek değil, yoksulluğu ve eşitsizliği yeniden üreten toplumsal ilişkileri dönüştürmektir.

Bunun için çalışanların üretim ve yatırım kararlarında söz sahibi olduğu, kamusal kaynakların toplumun ortak ihtiyaçlarına yöneltildiği ve temel hizmetlere herkesin erişebildiği bir düzenin inşası gerekir. Ekonomik kararların yalnızca kâr beklentisine göre alınmadığı, toplumsal ihtiyaçların üretimin ve paylaşımın temel ölçütlerinden biri hâline geldiği bir düzen, sosyalist alternatifin somut içeriğini oluşturur.

Ancak bu dönüşüm kendiliğinden gerçekleşmez. Emekçilerin, gençlerin, işsizlerin, kadınların ve güvencesiz çalışanların ortak talepler etrafında örgütlenmesi gerekir. Sendikalar, demokratik kitle örgütleri, bağımsız medya ve dayanışma ağları, dağınık tepkilerin ortak bir toplumsal güce dönüşebileceği alanlardır.

Bu örgütlenmelerin önemi yalnızca mücadele dönemlerinde ortaya çıkmaz. İnsanların birlikte karar alma, ortak kaynakları yönetme ve kendi yaşam koşullarını değiştirme deneyimi kazanması da dönüşümün bir parçasıdır. Toplumsal iradenin güçlenmesi, insanların kendilerini yalnızca ekonomik ve siyasal kararların sonuçlarına katlanan kişiler olarak değil, bu kararları değiştirebilecek özneler olarak görmeleriyle mümkündür.

Sosyalizm, bu anlamda geleceğe ilişkin soyut bir vaat değildir. Ekonomik eşitsizlikleri ortadan kaldırmayı, toplumsal kaynakları ortak ihtiyaçlara yöneltmeyi ve demokrasiyi ekonomik yaşamı da kapsayacak biçimde genişletmeyi hedefleyen bir mücadele ve inşa sürecidir.

Sessizliği aşmak

Toplumsal değişim, insanların bir gün aniden cesaretlenmesiyle değil, birlikte hareket etmenin mümkün olduğuna dair güvenin yeniden kurulmasıyla gelişir. İşyerlerindeki hak mücadeleleri, mahallelerdeki dayanışma, ortak talepler ve bağımsız söz üretme çabası, örgütlü bir toplumsal iradenin zeminini oluşturur.

İnsanlar yaşadıkları sorunların yalnızca kendilerine özgü olmadığını gördüklerinde, bireysel çaresizlik ortak bir arayışa dönüşebilir. Bir işçinin ücret mücadelesi, bir kiracının barınma hakkı talebi, bir öğrencinin eğitim koşullarına ilişkin itirazı ve bir emeklinin insanca yaşam mücadelesi, birbirinden kopuk meseleler değildir. Hepsi, toplumsal kaynakların nasıl paylaşıldığı ve insanların kendi yaşamları üzerinde ne kadar söz sahibi olduğu sorusuyla ilişkilidir.

Güvenceli çalışma, adil ücret, erişilebilir konut, nitelikli kamusal hizmetler, özgür basın ve kamu kaynaklarının denetlenmesi bu nedenle ortak bir mücadelenin parçalarıdır. Bu taleplerin karşılık bulması, yalnızca doğru politikaların belirlenmesine değil, bu politikaları hayata geçirecek toplumsal gücün örgütlenmesine de bağlıdır.

Sessizlik kader değildir. Ancak onu aşmak, yalnızca konuşmayı değil, insanların birlikte hareket edebileceği örgütlü ve kalıcı yapılar kurmayı gerektirir. Ekonomik eşitsizlikleri üreten ilişkiler sorgulanmadan, siyasal güç demokratik denetime açılmadan ve toplumsal zenginlik toplumun ihtiyaçları doğrultusunda örgütlenmeden kalıcı bir dönüşüm sağlanamaz.

Asıl mesele, yalnızca kimin yönettiğini değiştirmek değildir. Kimin ürettiği, kimin karar verdiği ve toplumsal zenginliğin kimin yararına kullanıldığı sorularına verilen yanıtları değiştirmektir.

Sessizliği aşmak, insanların kendi sorunlarını ortak bir mücadele içinde tanıması, birlikte karar alma iradesini geliştirmesi ve toplumun kendi geleceğini kurabileceği örgütlü bir güce dönüşmesiyle mümkündür.

 

Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.

İlgili Yazılar

Post

Sessizlik Kader Değil

Post

Halkın Oyu Siyasetçinin Kişisel Mülkü Değildir

Post

Fransa’da Liseliler Ayakta. Gençliğin Öfkesi İşçi Sınıfının Gücüyle Birleşebilir

Post

Fon Krizi. Birkaç Kişinin Değil, Bir Düzenin Meselesi

Post

Yapay Zekânın Distopyası ve Kapitalizmin Geleceği

Post

Mantık Çarpıtılması

Post

Berlin’de Sandık Değişti. Somut Program Seçmenin Yönünü Çevirdi

Post

Ailem Güvende, Ya Yurttaş?

Post

Faşizm İktidara Gelmeden Önce Kazanır

Post

Hayatı Geri Almak

Post

Zenginliğin Soyu, Yoksulluğun Kaderi

Post

Kral Çıplak

Post

Zirvelerin Takvimi Değil, Hayatın Ritmi

Post

Siyah Ayaklar, Beyaz Düzen

Post

Kriz Çağında Emek ve Sosyalizm Türkiye’de Eşitsizlik, Düzen ve Gelecek Mücadelesi

Post

Butlan Rejimi, Devlet Aklı ve Yoksulluğun Gölgesinde Türkiye

Post

Krizden Kim Çıkacak? Kendi Gücünü Yaratan Bir Sınıf

Post

Kriz ve Direniş

Post

Parçalı İsyanlar ve Krizin Yönetimi

Post

Sistem, Mezhep ve Sınıf

Post

Fırtınayı Beklemek Değil, Dünyanın Tozunu Atmak

Post

Emperyalist Kriz ve Sınıf Mücadelesi. NATO, Ortadoğu ve Türkiye

Post

Madencilerin Direnişi ve Düzenin Gerçeği

Post

Hakikat, Bilgi ve İktidar: Nereden Başlamalı?

Post

Emperyalist Yeniden Paylaşım, Militarizm ve Sınıf Mücadelesi

Post

Türkiye Sosyalist Hareketi Neden Yenilenmek Zorunda?

Post

Rejimin Yeniden Yapılanması Karşısında Devrimci Alternatif

Post

Meydanlardan Yükselen Direniş

Post

NATO Zirvesi. Emperyalist Savaş Düzeni ve Halkın Alternatifi

Post

Yeni Tarihsel Blok ve Karşı Hegemonya

Post

Çerçeve Yasa Sonrası Yeni Siyasal Zemin

Post

Kendi Havasını Yaratan Ateş

Post

Hegemonya Krizi Çağında Türkiye: Devlet Biçiminin Dönüşümü ve Yeni Tarihsel Eşik

Post

Faşist Hareketi Besleyen Politikalar

Post

Kapitalizmin Yolu Savaşlara Çıkıyor

Post

Karanlıktan Çıkışın Yolu

Post

Basın Özgürlüğünü Savunalım

Post

Savaşların Karşısındaki Gençlik

Post

Gezi’nin Gücü, İktidarın Korkusu

Post

Avrupa’da Faşizm Hayaleti mi Dolaşıyor?

Post

İktidarın Krizi, Milliyetçilerin Saldırıları

Post

Yoksulluğun Karşısında Somut Politik Program

Post

İddiasını Yitirmiş Sosyalist Hareket

Post

Ortadoğu'nun Felaketi, İsrail

Post

Bir AKP Politikası: Sorunu Çözme, Ortadan Kaldır

Post

Gemisini Kurtaran Kaptan Olamayız

Post

Devrimin Güncelliği

Post

Yönetememe Krizinin Sonucu: Anayasa Tartışması

Post

Bölgesel Savaşlar Denklemi

Post

Yönetememe Krizi Derinleşiyor

Post

Sağlık Kamusal Bir Haktır

Post

Halkların Mücadelesi

Post

Bir Çöküş Hikayesi

Post

Tarihsel Çelişki

Post

Zor Zamanlar Devrimci Eylemi Gerektirir

Post

Suriye’deki Senaryolar

Post

İdeolojik Manipülasyonlarla Mücadelenin Yolu

Post

Gezi Güncelliğini Koruyor

Post

Yargı Bağımsızlığı Ayaklar Altında

Post

Gözde Sermayedarlar Devri

Post

“Güler Yüzlü Kapitalizm” Maskesi

Post

Farklı Mücadeleleri Kesiştirmek İçin

Post

Otoriterleşen Rejimlere Bakış

Post

Sosyalist Bir Alternatif İçin

Post

Gençlik Bu Düzene Direniyor

Post

Trump’ın Küresel Göçmen Politikalarıyla Faşizme Giden Yolu

Post

1968’den Bugüne Mücadelenin Sürekliliği

Post

Türkiye: Kriz, Direniş ve Gelecek

Post

Kapitalizmin Dijital Ağlarında Bir Heyula Dolaşıyor

Post

Ortadoğu’daki Çatışmaların Jeopolitik Sonuçları

Post

Kapitalizmin Çöküşüne Karşı Radikal Bir Yol Arayışı

Post

Filistin Direniyor, Dünya Suça Ortak Oluyor

Post

Krizin Derinliğinde Yaşayanlar, Direnişin Ucunda Yürüyenler

Post

Trump’ın Avrupa’sı: Faşizm, Savaş ve Yeni Düzen

Post

Gelişen Direnişlerin Dönüştürücü Potansiyeli

Post

Yıkılmayan Kentler İçin Rant Düzenini Yıkmalıyız

Post

Kilitlenme

Post

Yeni Egemenlik Rejimi

Post

Yaşamak İçin Direnmek Zorundayız

Post

Ortadoğu’da Yeni Oyun, Eski Hesaplar

Post

Zihinleri Teslim Alamazsınız

Post

Ortadoğu’da Dönüşüm ve Yeni Paradigmalar

Post

Avrupa’da Militarist Restorasyon ve Sınıf Savaşı

Post

Kriz Rejimi ve Direnişin Toplumsal Zemini

Post

CHP’ye Operasyonlar, Rejimin Krizi ve Emek Cephesi İhtiyacı

Post

Direnişi Susturamazsınız Gazze, Halkların Ortak İsyanıdır

Post

Kürt Sorunu Silahlı Mücadeleden Siyasal Yeniden Kuruluşa

Post

Ortadoğu’da Emperyalist Kaosun Anatomisi

Post

Devrimci Örgütlenme ve Kurucu Strateji

Post

Geçmişten Geleceğe Kürt Mücadelesi Tarihi

Post

Yeni Müesses Nizamın Krizi, Direnişin Praksisi

Post

Doğa Yanıyor, Rejim Susuyor

Post

Tarihsel Kırılma ve Devrimci Yeniden İnşa

Post

Bu Düzen Çöküyor, Devrimciler Ne Yapmalı? Nasıl Yapmalı?

Post

Yeni Paylaşım Savaşı ve Halkların Direniş Hattı

Post

Sistem Çöküyor Kopuşun Zamanı Şimdi

Post

Mütevazı Bir Teklif 5.0

Post

Cumhuriyetin Çöküşü

Post

Kapitalist Çürüme ve Devrimci Program İhtiyacı

Post

Eğitimde Gericileşme ve Patriyarkanın Yeni Formları

Post

Kayyum Siyaseti ve Solun Sessizliği

Post

Faşizm ve Emperyalist Krizin Küresel Boyutu

Post

Çürüyen Düzenin Ortak Kaderi

Post

Meşruiyeti Çöken Düzen, Yükselen Devrim İhtimali

Post

Gazze Emperyalizm, Soykırım ve Direniş

Post

Kürt Meselesi ve Devrim

Post

Büyük Hırsızların Cumhuriyeti

Post

Karanlık Kentler

Post

Yaşlı Adamların Dünyası ve Doğan Tarihsel Özneler

Post

Kürt Meselesi ve Devletçi Paradigma

Post

Maskenin Ardından Bakmak

Post

Sömürü Ağları ve Sınırların Ötesindeki Emek

Post

Gerçeklikten Kaçışın Politik Anlamı

Post

EĞİTİM DEĞİL EMEK

Post

Panik ve Umut

Post

EMPERYALİST SAVAŞ VE TAHAKKÜM DÜZENİ

Post

İstisna Rejimi

Post

Kapitalizmin Derin Krizi ve İsviçre’de Emekçi Direnişinin Yükselişi

Post

Dünyayı Biz Kuracağız. Gençliğin Sınıfsal, Politik ve Örgütsel Görevi

Post

NATO ve 21. Yüzyılın Hegemonik Oyunları

Post

Küresel Kriz, Emperyalist Rekabet ve Savaşın Ufku

Post

İlke ile Refleks Arasında

Post

Türkiye’de Yoksulluk. Ekonomik Bir Hata mı, Bilinçli Bir Emek Rejimi mi?

Post

Faşizmin Yeniden Biçimlenmesi. Kriz Devleti, Hegemonya ve Türkiye

Post

Genişleyen Sınıf Kendi Adıyla Konuşuyor

Post

İktidarın Çürümesi ve Gürültünün Siyaseti

Post

Kapitalist Kriz ve Halkların Direnişi

Post

Hafızanın Keskinliği, Çelişkinin İzleri. Yalçın Küçük Üzerine

Post

Barışın Yönünü Kim Belirleyecek?

Post

Kapitalizmin Gıda Krizi

Post

Yıkıma Karşı Birlikte Mücadele

Post

Krizi Ancak Mücadele Aşabilir

Post

Kapitalizmin Krizleri

Post

Kapitalizmin İçinden Bir Olgu: Faşizm

Post

İnsanlığın Seçimi

Post

Yeni Bir Yüzyıl

Post

Emperyalizmin Savaştan Başka Planı Yok

Post

Tespit ve Çözüm

Post

Emperyalizmin Göçmen Planı

Post

Koşullar Mükemmel, Ya Biz?

Post

İnsanlığın Ortak Mirası

Post

Eğitimde Uçurumun Kıyısında

Post

Karanlığı Biz Durdurabiliriz

Post

Ülkenin Sorunlarıyla Uğraşmak Zorundayız

Post

Tek Yumruk Olalım

Post

Fransa'da Maske Düştü

Post

Bay Başkan

Post

Gereğini Yapacağız

Post

Siyasi İktidarın Enkazı

Post

Kavşaktayız

Post

Amok Koşucusu Nereye Koşuyor?

Post

Fişi Çekmeye Hazır mıyız?

Post

Masalın Sonunu Getireceğiz

Post

İtalya’da Sandıktan Ne Çıktı?

Post

‘Kral Çıplak’ Diyelim Kralı Gönderelim

Post

Bu Kış Avrupa’da Bir Hayalet Dolaşır mı?

Post

Kapitalizm İçin İşler Yolunda Gitmiyor