Barışın Önü Açıldı
Barışın Önü Açıldı
Kürt meselesinin çözümünde tarihsel bir adım atılıyor. Çerçeve Yasa meclise sunuldu. Devlet, establişment, müesses nizam, hakim toplumsal blok veya adına ne dersek o; sürecin ilerlemesi yönünde siyasi bir irade ortaya koydu. Şimdi de kalıcı barışın önü açılacak.
Aritmetik değil ama cebir doğru denir, zamanlama tahmin edilemese de mantığın doğru olduğu durumlarda. Küresel rüzgarlar, siyasi çekişmeler, meselenin derinliği ve köklü yapısı ve halkların muazzam örgütlü mücadele birikimi yani kısaca nesnel şartlar ve eşyanın tabiatı; işte hepsinin sonucu olarak ilk defa Kürt meselesinin siyasi olarak ele alınabildiği, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında konuşulabildiği ve barışın yasalaşabildiği, icabında sürece muhalefet ediliyorsa dahi bir siyasi mesele olarak edilebildiği duruma geldik.
Kalıcı barışın tesis edileceği, demokratik siyaset alanının bu zorlu ulusal meselenin kriminalize edilmesiyle kapatılamayacağı, dolayısıyla ezilen ve hak gasbına uğrayan bütün toplumsal kesimlerin siyasal programlarını tüm topluma anlatabileceği yeni bir siyasi ve toplumsal yapıya doğru bir başlangıç adımı atılmış oldu.
Kürt meselesinin en az 200 yıllık kökü, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşundan itibaren yönetme iradesi gösterenlerin siyasal hizalanışında yapısal bir belirlenime sahip olması, sonucunda da başta Kürt halkı olmak üzere demokrasi mücadelesi veren tüm kesimlerin önünde betondan duvar oluşturan siyasetsizleştirme; kalıcı barışın tesis ediliyor olmasıyla kalkacak.
Bu yapıda bir değişimdir, meselenin tarihsel boyutu ele alınmadan yapılan pek çok tahlilin bu değişme döneminin etkilerini ne kadar küçümseyebildiğini gördük, görüyoruz. "Demokrasi olmadan barış olmaz" korosunun, haklı görünürlüğüne ve vicdana hitap ediyor oluşuna rağmen işin diyalektiğini ve lineer olmayan durumunu kavramadaki yetersizliklerini gördük. Kalıcı barışın tesis edilmesi, yasal güvence altına alınıyor olması; hukuki ve siyasal alanda demokrasi ve haklar mücadelesi verilmesine ön açacak.
İkircikli görünen bu durumu dile getirmekte fayda var. Kürt halkının hiç yoktan özgürce demokratik siyaset yapabilme hakkı gündeme geldiği için, ana akım muhalif medyanın aklına diğer toplumsal kesimlerin hakları da gelmeye başlıyor. Hayatlarında hiç yapmadıkları kadar, magazinsel konuları terk edip halkın sorunlarına eğilmeye başlıyor. Bu beklendik ve olağan bir durum. Biz elbette Kürt illerinin belediyelerine kayyım atanmasına ve Kürt halkının seçtiği belediye başkanlarının tutuklanmasına karşı olduğumuz gibi; diğer seçilmişlerin de haksız hukuksuz tutuklanmalarına karşı çıkıyoruz ve mücadele veriyoruz. Ana akım muhalif gazetecilerin yakındıkları ama sebebini tespit etmekten kaçındıkları konu; siyasal iktidarın Kürt halkının mücadelesini ve haklarını suç ilan etmek vasıtasıyla tüm halkların, emekçilerin ve ezilenlerin haklarını tırpanlayabilmiş ve ona karşı göz hizasından ve örgütlü bir muhalefet odağını engellemiş olması. Dolayısıyla "İmamoğlu içerideyken barış olmaz" tezi işin özünü kavramayı başaramıyor. Eğer Kürt halkı ve sosyalistler demokrasi mücadelesi veriyor haldeyken, bu tezi öne süren milliyetçi demokratlar suç ilan etme törenine katılmayıp; Kürt meselesine hiç yoktan sosyolojik ve siyasal bir yaklaşım geliştirebilselerdi, demokratik manada bu denli gerilemiş bir rejimle baş başa kalmazdık. Şimdi aksine barışın hukuki güvenceye kavuşması ve kalıcılaşmasıyla birlikte demokratik siyaset alanının suç ilan etme aracıyla kolay kolay kapatılamayacak şekilde açılması, ideolojisi fark etmeksizin siyaset yapan herkes için bir baskı görmeme güvencesi olacak, mevcut olarak demokrasi mücadelesi veren ve kitlelerle buluşabilen herkesin ortak eylemiyle bu anti-demokratik uygulamalardan kurtulacağız. Belki aritmetik değil ama, cebir doğru.
Marksistler bir temel yaklaşım olarak somut durumun somut analizini yaparlar. Bir somut durum olarak ezilen konumda olanla ezen konumda olan arasında ayrıma giderler. Tam demokrasiye bağlı oldukları için, ezilen konumda olanın zora bağlı boyunduruğuna karşı çıkarlar. Ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunurlar. Dolayısıyla ezen ulusun sosyalistleri, ezilen ulusun ve onun temsilcisinin adına karar alma hakkına sahip değildir. Halkların karar alma hakkını savunurlar ve bunu iktidara geldikten sonra uygulanacak teknik bir müdahale olarak değil, mücadelenin her anında uygulanması gereken bir demokratik ilke olarak ele alırlar. Eğer bu demokratik ilkeye bağlı kalacaksak, mevcut durumda Kürt halkı ve temsilcisi bu yoldan ilerleme kararı vermiş haldeyse, bundan ayrı bir tutum sergilememeliyiz. Hiç yoktan onun bu kararı verme hakkını savunmak ve olabildiğince ona paralel durmak gerekir. Aksi tutumlar bahsedilen uluslar arasında önyargıları pekiştirme olası sonucuna yol açabilir. Halkların eşitliğini ve kardeşliğini gerçekleştirme zor yolunda, muhalif milliyetçilerin barışın ve sürecin mantığını tepetaklak eden formülasyonlarının karşısında, ezen ulusun sosyalistleri olarak kendinden olanı sevmekten öte köy olduğunu göstermeliyiz. Kürt halkının taleplerini ve haklarını anlatıyor olmalıyız.
Sonuç olarak çerçeve yasa arşınlanacak upuzun bir yolun Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından atılmış ilk somut adımıdır. Kayyım uygulamasının kaldırılması, AYM ve AİHM kararlarının uygulanması, infaz mevzuatının adalet ilkesiyle yenilenmesi, geçiş hukuku düzenlemeleri ve entegrasyon yasalarıyla demokratikleşme önündeki engellerin kaldırılması; sürecin atılması gereken sonraki adımlarıdır. Muhalefet partilerine baskı, kayyım ve kapatma tehlikelerine karşı basacağımız basamak budur. Kalıcı barışın tesis edilmesi, ülkedeki demokrasi ve özgürlük mücadelesinin temel dayanağı, toplum çapında meşruiyet kaynağı olacak.
Bu tarihsel adım; treni rayına yerleştirdi, süreci ivmelendirdi ve geri dönülemez olarak saptadı. Barışı kalıcılaştırmak ve korumak emekçiler, halklar ve ezilenler adına en büyük sorumluluğumuz.
Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.
262956520.webp)
















