Politik mücadeleye verilen emek ve ekmek
Politik mücadeleye verilen emek ve ekmek
İzmir’de Özgür Özel’’in çağrısıyla planlanan miting öncesinde yaşanan polis ablukası yalnızca bir “güvenlik önlemi” değildi. Bariyerler, TOMA’lar, meydana çıkışı engellenen insanlar, biber gazı ve polis yığınağı bize uzun süredir anlatılan bir gerçeği yeniden gösterdi: Türkiye’de mesele artık yalnızca seçim kazanmak değil, halkın siyaset yapma iradesinin bizzat hedef haline gelmesidir.
Yıllardır Kürt halkının seçilmiş belediye başkanlarına kayyım atanırken söylenen şuydu: “Bu istisna.” Belediyeler gasp edildiğinde, milletvekilleri tutuklandığında, partiler kapatıldığında toplumun bir kısmına bunun yalnızca belli bir kesimi ilgilendirdiği anlatıldı. Oysa istisna denilen şey, rejimin yönetme biçimine dönüştü.
Bugün ana muhalefet partisinin kongresine, seçilmiş yönetimine ve siyasi geleceğine mahkeme kararlarıyla müdahale edilmeye çalışılması; dün Kürt halkı üzerinde kurulan olağanüstü siyasetin artık bütün ülkeye yayılmasının sonucudur. Çünkü iktidar demokratik rekabet zeminini kaybettikçe siyaseti sandıkla değil, yargı ve zor aygıtlarıyla dizayn etmeye yöneliyor.
Bu yüzden mesele yalnızca CHP meselesi değildir. Bu bir demokrasi meselesidir.
Çünkü seçme-seçilme hakkının ortadan kaldırıldığı yerde hiçbir toplumsal kesimin hakkı güvende değildir. Kadınların yaşam hakkı da gençlerin geleceği de işçilerin ekmeği de çocukların korunması da bağımsız yargının, demokratik siyasetin ve örgütlü toplumsal mücadelenin varlığına bağlıdır.
Bugün kadınlar öldürülürken etkili biçimde işlemeyen mekanizmalar, söz konusu muhalefeti bastırmak olduğunda bir anda eksiksiz çalışıyor. Çocukları koruyamayan devlet, meydanları barikatlarla kapatmakta son derece organize davranıyor. Depremde, iş cinayetlerinde, yoksullukta görünmeyen otorite; halk sokağa çıktığında bütün ağırlığıyla karşımıza dikiliyor.
Çünkü korkulan şey yalnızca bir parti değildir. Korkulan şey halkın birlikte mücadele etme ihtimalidir.
Tam da bu yüzden barış mücadelesiyle demokrasi mücadelesi birbirinden ayrı düşünülemez. Kürt halkının yıllardır söylediği “irade gaspı” meselesi bugün daha geniş toplum kesimleri tarafından da deneyimleniyor. Kayyım politikalarıyla başlayan rejim pratiği artık muhalefetin bütününe yöneliyor. Ve tam da bu nedenle ortak mücadele zemini büyüyor.
Bugün bu ülkede asgari ücret daha belirlenirken açlık sınırının altında bırakılıyorsa, milyonlarca emekçi yaşamaya değil yalnızca hayatta kalmaya çalışıyorsa; gençler geleceğini başka ülkelerde arıyorsa; kadınlar yaşam hakkı için her gün yeniden mücadele etmek zorunda kalıyorsa; çocuklar korunamıyor, işçiler güvencesizliğe mahkûm ediliyor, seçilmiş belediye başkanları görevden alınıyor, milletvekilleri hapsediliyor ve muhalefet partileri yargı sopasıyla dizayn edilmeye çalışılıyorsa bütün bunlar birbirinden bağımsız krizler değildir. Aynı siyasal düzenin sonuçlarıdır.
Çünkü demokrasi yalnızca sandığa gidilen gün değildir. Demokrasi; emekçinin hakkını alabilmesi, halkların eşit yurttaş olabilmesi, kadınların özgür yaşayabilmesi, gençlerin geleceğini kurabilmesi ve halkın seçtiğinin halk dışında kimse tarafından görevden alınamamasıdır.
Bu ülkede kadınlar haklarını mücadele ederek kazandı. İşçiler grevlerle kazandı. Öğrenciler direnişlerle kazandı. Kürt halkı en ağır baskılara rağmen iradesine sahip çıkarak kazandı. Bugün elimizde kalan ne varsa halkın örgütlü mücadelesinin sonucudur.
Bu yüzden seçilmişlerin iradesini de demokratik siyaseti de emeğimizi de barışı da ancak birlikte mücadele ederek savunabiliriz.
Çünkü sandığa güvenmeyenler, halkın özgür kararına da güvenmiyor. Kadınların özgürlüğünden de işçilerin hak aramasından da gençlerin itirazından da korkuyorlar. İtaat eden toplum istiyorlar.
Ama bu ülkenin çoğunluğu onlar değil.
Kadınlar, işçiler, gençler, öğrenciler, emekliler, Kürt halkı ve bu ülkenin yoksulları aynı karanlığın içinde yalnız bırakılmak isteniyor. Fakat tarih başka bir şey söylüyor: Halk birlikte mücadele ettiğinde en güçlü görünen rejimler bile sarsılır.
Bugün ihtiyacımız olan şey birbirimizin mücadelesine uzaktan bakmak değil; barış mücadelesini demokrasi mücadelesinden, kadınların özgürlüğünü emek mücadelesinden, halk iradesini ekmek kavgasından ayrı görmeden yan yana durabilmektir.
Çünkü kurtuluş yok tek başına.
Ya hep beraber, ya hiçbirimiz.
Ve kazanacağız.
Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.








253426919.webp)










255437302.webp)


















241534546.webp)


245950176.webp)




243859717.webp)


240459470.webp)










230903555.webp)







234218485.webp)


231323595.webp)



















222511212.webp)




























