Ne Fark Eder
Ne Fark Eder
Althusser de Stalin dönemi Sovyetler Devleti'nin pratiklerini eleştirmekten yanaydı. Gerçek anlamı hasıraltı edilmiş tarihsel, felsefi ve siyasal kavramları gün yüzüne çıkarmak, Marksizme hak ettiği prestiji kazandırmak istiyordu. Ama bunu yaparken diğer filozoflar, siyasetçiler ve yorumcuların aksine klasik Alman felsefesinin, idealist felsefenin kategorilerine dönme niyetinde değildi. Bu idealist mirası reddetmek suretinde, teori ile pratiğin birliğini öngörüyordu.
Althusser'den bu yana çok zaman geçti, ama onun teoriye yaklaşımı geçerliliğini koruyor. Felsefe, siyasal sınıf mücadelesindeki konumları yansıtmaya devam ediyor.
Kavramlar, formüller ve rakamlar mücadelesinin birkaç boyutunu inceleyelim. Muğlak formüllerin farklı politik hatlara nasıl yol açtığını, kavramlardaki ufak farklılıkların nelere muktedir olduğunu dikkatle izleyelim.
Yeni Parti milletvekillerinin 35'i çerçeve yasaya Evet oyu verirken, kalan 55'i Hayır oyu verdiler. Hemen göze çarpan olgu, bu zıt oyları veren vekillerin pek çoğunun çok benzer açıklamalar yapıyor olmasıdır.
Yasa eksiktir, süreç şeffaf değildir ve bazı insanlar daha anlamlı durumlarda olmalıydı. Görünüşte herkesin ortak fikri budur ama Evet ve Hayır olmak üzere iki sonuca varılmıştır.
Ekonomik konularla ilgili bir yazıda son bir özlü söz olarak; "ücretler de önemlidir ama her şey değildir" kabilinden bir uyarı cümlesi bulunur. Bu önerme tabiatıyla doğrudur. Ama burada da Evet ve Hayır devreye girer. Aynı söz hem ücret mücadelesi verilmeli anlamına gelebilir, hem tam tersi.
Türkiye'nin iki büyük meselesi var. Ekonomi meselesi ve Kürt meselesi.
Tarihin bazı anlarında parça bütünden büyük gözükür, perspektiften dolayı. Bu iki sorunun da acilen ele alınması gereken yakıcı uçları var.
İlk örnekte Yeni Partili milletvekillerin tutumu, gözlerden ırak bırakılmış bir soruya yanıt veriyor. "Ezilen ulus meselesinde söz hakkı kimindir?". Çerçeve yasaya Evet oyu vermiş olanlar, hangi formülle bunu ifade etmiş ya da gölgede bırakmış olursa olsun nesnel olarak, söz hakkı ezilen ulusundur demiş oluyorlar. Ortaya çıkma ihtimali beliren ilk programatik hat budur. Hayır oyu vermiş olanlarsa, şahsen en demokratı dahi olsa, milliyetçiliğin makus kaderine yeniliyorlar ve şovenizmin güçlenişine kapı aralayacak, demokratlıktan alıkoyacak bir hattı var etmiş oluyorlar.
İkinci örnekte, ücret mücadelesi ve asgari ücretin artırılması mücadelesi verilmeli diyenler, tarihsel bir soruya yanıt veriyorlar. "İşçi sınıfının iktidarı mücadelesine nereden başlamalı?". Bütün tarihsel deneyimin ve teorik analizin ışığında bile karanlıkta kalabilenler, asgari ücretten "daha önemli" konular icat etmeye çalışıyor. Bu vesileyle ücret mücadelesini vermemek suretinde, bölüşümün bu en temel kategorisini örtük bırakarak, işçi sınıfı felsefesinden yani materyalizmden uzaklaşıyor.
Ne yapmalı? broşürü materyalist felsefenin ideolojik ile bilimsel olan arasına çizgi çektiği, eşi benzerine az rastlanır bir metindir. Lars T Lih'in anlatımına göre, Lenin'in Ne Yapmalı? broşüründe özel bir anlam ve önemle tartıştığı Raboçeye Dyalo, ekonomistlerdense ana akım sosyal demokrasi içinde sayılabilir. Ama siyasal ve bütünsel mücadeleyi terk eden ekonomistlerle birliğe önem atfeden bu grup ile Lenin, uzaktan bakılınca anlamsız görünecek düzeyde keskin bir tartışma yürütüyor. Uzaktan değil de yakından baktığımızda gördüğümüz manzara şudur ki, benzer formüller ama ufak nüansların ardında çarlığa karşı mücadelenin gereği ya da reddine giden iki farklı programatik hat mevcuttu. Lenin de ipuçlarını mantıksal sonuçlarına götürmekte bir ustaydı.
1-Ufak farklar, uygun koşullarla buluştuğunda yeni bir gelişim seyri ortaya çıkarır. Ama sadece böyle de değil; farkların tespit edilmesi mevcut koşulları dönüştürebilme imkanına yol açar.
2-Yanıtlar gibi, sorular da önemlidir. Her zaman en açık seçik, gerçeklikle tam uyumlu halde gelmez önümüze sorular. Hatta pek çok yanılsamış varsayımlarla dolu olur genelde. Yanıt verebilmek için önce kabuğunu ayıklamak gerekir.
Hadiseler önümüze pek çok soruyu ve sorunu getiriyor. En can yakıcı olanlardan başlıyoruz. Daha önce başlamış olanlar ve daha sonra başlayacak olanlarla karşılaşacağız, birlik ve dayanışmayı büyüteceğiz. Yeri gelmişken;
Barış iklimi, çokça azim, biraz da rastlantı eseri; ama en önemlisi de o sözü yıllardır benliklerine kazımış devrimci gençliğin öncülüğüyle, uzun yıllar sonra ilk defa İstanbul Üniversitesi yemekhane eylemlerinde bir sonuç gördü. Parasız eğitimi ve demokratik üniversiteyi savunanlar, ufkun sürat teknesine doğru küçük ama anlamlı bir adım attılar. Örgütlü gevezeliğin örgütsüz insanları da elbet savunuyordu hakkı ve hukuku, ama iş başa düşmediği müddetçe, örgütlere katılmak gerekmediği sürece. Cesareti olanlar ve sözün vücut bulacağını bilenler temiz bir sayfa açabilirdi, öyle de oldu.
Umudun düşmanları "başınız göğe mi erdi" diye soracaklar, varsın sorsunlar. Kabuğunu ayıklayalım ve iade edelim; olmazcıların boyu devrilsin mi?
Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.


262933592.webp)

262956520.webp)














