Alcatraz'dan Kaçış
Alcatraz'dan Kaçış
Lenin, Sol Komünizm adlı bilindik ama pek itibar edilmediğini düşündüğüm kitabında, oportünist diye tarif ettiği partileri, devrimci politik programdan uzaklaşmış, nihayetinde de savaş bütçesi oylamasına olumlu oy vermiş 2. Enternasyonal devamcısı partileri tahlil ederken; onların düşük ücret alan geniş emekçi kesimlerinden koptuğu tespitini yapıyor.
Bir nesnel durum olarak; daha yüksek ücret alan, daha güvenceli iş koşullarına sahip olan işçilerin bir işçi aristokrasisi, geniş emekçi kesimlerinden daha üstte bir işçi tabakası yarattığını ve sistemle uzlaşmacılığın, reformculuğun, bizatihi şovenizmin ve durgunluğun sebebinin bu tabakanın dar politik görüşlerine bağlanmak olduğunu açıklıyor. Bu onun "Emperyalizm" eserindeki tahlilidir aynı zamanda.
Bu teorileştirme çabasını dikkate alacaksak, iki konu hemen gözümüze çarpar: Politik program ve geniş emekçi kesimler.
Çünkü Lenin eğer yalan söylemiyorsa, programatik görüşlerini aktardığı ilk eser olan "Halkın Dostları Kimlerdir?"den itibaren, günümüze ulaşmış 42 ciltlik toplu yazılardan da tasdik edilebileceği üzere, ayrı köklerden ama aynı tarihsel koşullar altında oluşmuş sosyalist hareket ile işçi hareketini buluşturmaya, böylece de tüm "narod"un yani tüm halkın öncüsü olan bir işçi sınıfı partisi yaratma uğraşındadır.
Dolayısıyla onun esası atfettiği konu; işçi sınıfının, geniş emekçi kesimlerinin, hak gasbına uğrayan toplumsal grupların(liberal aydınların dahi), misal büyük bir nüfus arz eden köylülüğün, misal yönelişleri kaderi değiştirecek ulusların eğilimleri, ve onları sosyalizm mücadelesine kazanma sorunudur.
Hayatı boyunca bilfiil işçi ve köylü ittifakını kurma çabası (gerek propagandif olarak, gerek duma yani o dönemin parlamentolarında köylülüğün vekilleriyle), bu geniş ölçekli senaryosunun sonuçlarıdır. Bolşevikler geniş köylü kitlelerini kazanmak uğruna, onlara akıl dayatıyor olmamak üzere, teorik olarak doğruluğuna inanmasalar dahi, köylü partisinin programını değiştirmeksizin kabul ettiler. Bunu yapmasalardı sovyetleri ve işçi sınıfının o genç devletini kim canı pahasına savunurdu, Allah bilir. Ama kapsayıcılık budur.
Lenin'in aslına bakarsanız deve dişinden bir Aydınlanmacı gibi somut durumun somut analizine atfettiği inanılmaz önem, onun ütopyasına sadakatiyle şahane bir uyum içerisindedir.
Parti, program, propaganda, kitlelerin eğilimleri, ittifaklar: Edebiyatçılar eğer Gogol'un Palto'sundan çıktılarsa, biz de Lenin'in "ne yapmalı?"sından çıktık ve onun anahtar kelimeleri aşağı yukarı bunlardır.
Demek ki sorun genel hatları değişmemiş haliyle şudur; sosyalist hareket ile işçi hareketi nasıl birleştirilecek?
Soru kendiliğinden iki varsayım içeriyor. Bir sosyalist hareket var olacak, bir de işçi hareketi var olacak. Bunlar da pekiştirilecek, kaynaştırılacak. Politik farkındalığa sahip işçi ve emekçiler, sosyalizm amacına yönelik hareketleri yolunda geniş kesimlere öncülük edecekler.
Bilimsel sosyalizmin teorisi açısından, durum 1970'ler Türkiye'sinde olduğu gibi değil. O dönemin gençlik hareketleri başta olmak üzere, dinamitin fitili yakıldı ve büyük bir sosyalist literatür gelişti, tüm eksikleriyle birlikte. Ayrıca yine eksikleriyle birlikte, günümüzde yabancı dille yazılmış kritik eserlerin pek çoğuna Türkçe olarak ulaşabiliyoruz. Türkiye'de özgür bir akademinin olmaması, Marksizmin ve ona bağlı hareketlerin dünya çapında yenilişi ve gerileyişi büyük moral ve maddi eksiklikler yaratsa da; teoriyi sahiplenen politik çevreler vardır, kuvvetleneceklerdir.
Kapitalist özel mülkiyeti ve artık değere el konulmasını, sermaye diktatörlüğünü sorun etmek, bu dünya analizinin ışığında yol yordam belirlemek maddeci analizin odak noktasıdır. Dolayısıyla kapitalizmi toplam bir sorun olarak öne sürmeliyiz. Üretim ilişkilerini; kâr, rant, faiz, vergi gibi kalemleri, trilyonlarca dolarlık milli servetlerin bölüşümünü, makro düşünme eğilimiyle, sorun etmeliyiz. Bu bilimsel hattı takip edenler, toplumsal ilişkilerin genel bilimi olan Marksizmi yeniden üretebilecekler.
Lenin'in Marksizm Üzerine adlı giriş kitabının yarısının iktisadi alana, sermayenin birikim yasalarının özetine atfedilmiş olması tesadüf değildir.
Lenin'i ve diğer bütün dehaları ve büyük şahsiyetleri idealize etmekten sakınıyorum. Bu insanlarla bilim arasında kalırsak elbette bilimi seçmemiz gerekli. Yanı sıra büyük Marksistler, bizden önceki muzaffer devrimciler de üretici güçlerin belli bir gelişme düzeyinde, belli bir coğrafyada belli problemlerle karşı karşıya kaldılar. Onları çözmeye koyuldular ve programatik sonuçlar çıkarttılar. Dolayısıyla eleştireceksek de, kabul edeceksek de; izlek budur.
Nitekim Lenin'in "tüm Rusya çapında" bir örgütün iskeletini sağlamak üzere öne sürdüğü gazete planının haberi, ilk olarak onun "Nereden Başlamalı?" makalesinde ipucu olarak dile getiriliyordu. Bu gazetenin adının da İskra yani Kıvılcım olduğuna, başlatma sorunu üzerine nasıl kafa yorulduğuna dikkat çekmek isterim.
Filozof yanıtlama gereksinimi olmadan dahi, güncel soruları gündeme getirebilen kişiyse; politikacı da onu yanıtlamaya uğraşan olacaktır. Ne bahtsızlıktır ki sosyalistler hem filozof hem de politikacıdır. Hem gerçekçidir hem imkansızı isterler.
O açıdan soruyu sormalıyız; nereden başlayacağız? Geniş emekçi kesimler nereden başlayabilirler? Onları sosyalizm mücadelesine nasıl kazanacağız?
Buna güncel bir örnekle yanıt vermek nasip oldu, Doruk Maden işçileri Ankara'ya baretleriyle işçi sınıfının selamını getirdiler ve kazandılar. Ücretlerine sahip çıktılar, ücretlerini almak için direndiler, ve ücretlerini kazandılar.
Bağımsız Maden İş Instagram sayfasından izleyebilirsiniz, 1991 büyük Zonguldak eyleminin örgütleyicilerinden Sabri Cebeci, diyordu ki; 80 darbesine kadar milli gelirin %80'i seviyesinde olan ücretlerimiz, %30lara kadar gerilemişti. Biz hak ettiğimiz ücreti almak için yollara düştük, siz Doruk Maden işçileri de ücretiniz için direniyorsunuz.
Asgari ücretlilerin, ona yakınsayan ücret alanların, emeklilerin, işsizlerin ve parasız eğitime, barınmaya, sağlığa, beslenmeye ulaşamayanların da bizzat bunu dert edindiklerini, derman aradıklarını muhalif haber kanallarından herhangi birisine bir uzaktan bakan, bilir.
Demek ki işçi ve emekçiler, kitleler olarak, kalabalıklar olarak; doğrudan sermaye diktatörlüğünü teorize edememiş olabilirler ama; ücretlerine ve aylıklarına sıkı sıkıya tutunurlar. Çünkü birincil dereceden yaşam kaynağı budur, vergileri affedilmiyorsa, faizle zenginleşemiyorlarsa ya da kâr edemiyorlarsa.
Ayrıca ücretler ve aylıklar, yılın bir günü belirlenip gündemden düşen bir konu değil, bizim onu gündeme taşıyıp taşımamıza göbekten bağlı değil. İşçi ve emekçiler bilfiil; kiralar artınca, markete zam gelince, evine tereyağı alamayınca, alım gücünün düştüğünü farkına varırlar.
Dolayısıyla emekçiler, buradan başlayabilirler. Bu konuya derman olma iddiasında olan politik örgütlere, partilere, sendikalara katılabilirler. Günbegün ücret mücadelesini, politik programının ilk maddesine yazanlara katılım sağlayabilirler.
Eğer politik çevreler asgari ücret konusunu bilfiil ele alırsa, ona akıl yürütür, öne sürdüğü prensipler uğruna mücadele eder, asgari ücretlileri kazanırsa; durgunlaşmış ve kendi üyelerinin hakları dışında hiçbir konu radarına girmeyen sendikaları da harekete geçirebilirler. Eğer harekete geçmezlerse, alternatiflerini yaratabilirler.
Dolayısıyla sorun; geniş emekçi kesimlerini sosyalizm mücadelesine kazanma sorunudur. Bu sorunu öne sürmeyen, bu sorunu cevaplamayan, bu sorunun üzerinden atlayanların politik programı yok demektir. Sorun politik programın olmaması sorunudur.
Politik programın olmaması, eskiye ve duyguya dayalı çeşitli senaryolarla günlük olarak ikame ediliyor olması; kapitalizmi toplam olarak sorun etmekten uzak, bazen sol kemalizme, bazen yarı-anarşizme meyleden, şimdilik siyasete seyirci düzeyinde kalan ve ortak özelliği siyasal-sosyalist örgüt düşmanlığı olan ve ciddi sonuçları olacak bir eğilimin kuvvetlenmesine yol açıyor. Kaş yaparken göz çıkarmamalıyız.
O eski filmde Alcatraz'dan kaçışın ilk adımı, çürümüş betonu günbegün kazımaktı. En çürük yerden başlayacağız, en acı duyulan konudan. Büyüme olduysa, kalkınma olduysa, verimlilik arttıysa; ücretlerimiz de artacak. Geçim şartlarına göre, milli gelire göre, enflasyona göre. Ve hiçbir toplumsal kesimi yaralı bırakmayacak olan sosyalizmin güncel politik programını, Çözüm Planı'nı öne süreceğiz.
Yarın, geniş bir yazar kadrosu ile günceli değerlendirme, siyasi gelişmeleri takip etme, öngörme, anlama ve fikri bir yön çizme hedefindedir. Ancak yayınlanan yazılardaki görüşler, Yarın Yayın Kurulu’nun politik değerlendirmeleriyle tümüyle aynı çizgide olmayabilir. Farklı değerlendirmelere sahip olsalar da mücadeleye katkı sunacağını düşündüğümüz tüm yazılara yayın ilkelerimiz çerçevesinde yer vereceğiz.













